Duyurular





E-Bülten

Hava Durumu

Müzik Yayını

653091 Ziyaretçi

HIRSIZ SENDİKACI İSTEMİYORUZ

Karayolu işçisine 'sendikacı' tehdidi!

Karayolları'nda örgütlü Yol-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı İsmet Tan Antalya Bölge Müdürlüğü bünyesinde çalışan Yol-İş Üyesi Cengiz Topel'i tehdit etti. Sendika bürokratları bu tür baskı ve tehtidlerle öncü işçilerin tepkisi kırılmaya çalışılıyor. Yaşanan olaya ilişkin Karayolları Kayseri 6. Bölge’de öncü işçiler açıklamasını sunuyoruz.

Yol-İş ağası İsmet Tan’ın tehditlere pabuç bırakmayacağız!

Birleşen işçiler yenilmezdir!

Antalya Bölge Müdürlüğü bünyesinde çalışan Yol-İş Üyesi Cengiz Topel tehdide maruz kaldı. Asıl üzerinde durulması gereken tehdidin Yol-İş Genel Başkan Yardımcısı tarafından yapılmış olmasıdır. Bu tehdide papuç bırakmayacağımızı ilan etmek istedik.

Öncelikle biz kendimizi tanıtalım. Biz birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için anlayışına , birleşen işçilerin yenilmeyeceğine inanıyoruz. Bizler Karayolları'nın özelleştirilmesine karşı bayrak açan, taşeron işçilerin güvenceli, sendikalı olarak çalışması gerektiğine inanan ve yıllardan beridir hakları ve gelecekleri için mücadele eden Karayolları Kayseri 6. Bölge Müdürlüğü bünyesinde çalışan öncü işçileriz. Son süreçte açtığımız KARA yolları 6. bölge işçileri adlı facebook sayfasından da duygu ve düşüncelerimizi dile getiriyoruz. Ayrıca aylık olarak çıkardığımız Karayolları İşçileri Bülteni aracılığı ile Karayolları işçilerini özelleştirme ve taşeronlaştırmaya karşı mücadeleye çağırıyoruz.

Türkiye Yol-İş sendikamız Genel Başkan Yardımcısı İsmet Tan, Cengiz Topel Dikbaş adlı işçiyi neden tehdit etti? Yoksa Cengiz Topel işçi davasına ihanet edip son satış sözleşmesine imza mı atmıştı? Karayolları'nda ve kamuda çalışan binlerce işçinin güvenceli, sendikalı çalışması için çaba mı göstermemişti? İsmet Tan bu nedenlerle Cengiz Topel’i tehdit etseydi bütün karayolu işçileri onu alkışlardı. Zira onların elindeki tüm silahlar işçi sınıfına çevrilidir.

İsmet Tanlar bir defa olsun tehdit silahını işçilerin haklarını kazanması için kullanmadılar.

Cengiz Topel Karayolları Çalışanları Bilgi Paylaşım Platformu adlı internet sitesinde yazılar yazıyor. Aynı zamanda Karayolları'nın özelleştirilmesi sürecine muhalif olan tutumuyla öne çıkıyor. İsmet Tan önce Cengiz Topel’e yönelik olarak sitede yazı yazmaması için aba altından sopa gösterdi. Ardından da kamu da gerçekleşen satış sözleşmesini sitede yayınlaması, taşeron işçilerin güvenceli ve sendikalı çalışmasının, taşeron işçilerin mahkeme kararlarının uygulanmasına dair bir maddenin sözleşmede yer almamasını eleştirmesi nedeniyle açıkça tehdit etti. İsmet Tan Cengiz Topel’i telefonla arayarak “eceli gelen köpek cami duvarına işer” dedi.

İsmet Tanlar'ın ilk icraatı bu da değildir. Daha önce Karayolları Kayseri 6. Bölge işçisi Şinasi Topçu’yu yıllarca sürgüne göndermişlerdi. Bununla da yetinmeyen İsmet Tan’lar Şinasi Topçu adlı işçiyi sendika üyeliğinden atmaya kalkmışlardı. Sendika üyeliğinden atmayı içeren kirli hesap mahkeme kararıyla bozulmuştu.

İsmet Tan’ların temel görevi işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını korumaktır. Bunun için son kamu sözleşmesinde gerekirse AKP iktidarına karşı grev tehdidinde bulunmaları ve gereğini yapma cesaretini göstermeleri gerekirdi. İsmet Tanlar ne yaptılar? Yaklaşık 200 bin civarındaki kamu işçisine ilk ve ikinci 6 ay için yüzde 4'er zam üçüncü ve dördüncü 6 aylar için ise yüzde 3 fark içeren sözleşmeye evet dediler. İsmet Tan’lar ilk görüşmeye oturduklarında ücretlere yüzde 10 zam ve taşeron işçilerine ilişkin mahkeme kararlarının uygulanmasına ilişkin taleplerini böylece yalayıp yutmuş oldular.

Daha önce de asgari ücret konusunda da İsmet Tanlar'ın yönetim kademelerinde bulunduğu TÜRK-İŞ işçilerin çıkarlarını temel alarak değil, “ülke ekonomisinin” ve “patronların da olumlu sonuçlar” alacağı mantığı ile masaya oturdular. İşçiyi açlığa mahkum eden, asgari sefalet ücretine onay verdiler. Yani varlık nedenlerinin sermayeyi korumak olduğunu bir defa daha ispatladılar.

İsmet Tan’lar vb. ağalarının borusunun öttüğü Türk-iş asgari ücretin, “İşçi ve ailesinin günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını (mümkün) kılacak, insanlık onuruyla bağdaşacak bir düzeyde olması”nı dile getirdiler. Kamu işçilerini de sözleşmeleriyle ilgili olarak buna benzer söylemlerle oyaladılar. Ama talepleri kabul ettirmek için nasıl bir mücadele programı ortaya koyacaklarından hiç bahsetmediler. İşçilerin katılımını örgütlemek için kıllarını bile kıpırdatmadılar. “Biz ne yapalım? Biz istedik vermediler!” dediler. İşçiler harekete geçirmemek, eylemden uzak tutmak için tüm hünerlerini sergilediler.

Tehditlere pabuç bırakmamak için safları sıklaştıralım!

Karayolları 6. Bölge işçileri özelleştirme ve taşeronlaştırmaya karşı olduğumuzu ilan ediyoruz. Haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkıyoruz. Eşit işe eşit ücret istiyoruz. Taşeron işçilerin kadroya alınmasını, bu yolda verilmiş mahkeme kararlarının uygulanmasını talep ediyoruz. Karayollarında çalışan tüm işçilerin sendikalı olması gerektiğine inanıyoruz. Karayolları’nın makinelerinin, araçlarının müteahhitlere teslim edilmesini cinayet olarak görüyoruz. Yapım ihalesi adı altında hizmet alımı yapan, müteahhit firmalarını ihya eden düzene tepki duyuyoruz.

Cengiz Topel ve öncü karayolu işçilerini tehdit eden Özelde İsmet Tan’a genelde tüm Yol-İş Genel Merkezi'nden taleplerimizi savunmalarını beklemek ölüden gözyaşı beklemekle eş değerdir. Öyleyse safları sıklaştıralım. Birliğimizi sağlayalım. Bunu başarırsak, gerçek gücün karayolu işçileri olduğunu İsmet Tan’lara gösteririz.

Tehditler bizleri yıldıramaz!
Kahrolsun sendika ağaları!
Özelleştirme saldırısını durdurmak için ileri!
Birleşen işçiler yenilmezdir!
Taşeronlaşmaya hayır!
Birleşen işçiler yenilmezdir!

Karayolları Kayseri 6. Bölge’den öncü işçiler

CHP'den taşeron çalışma için Meclis araştırması önerisi

CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, "Ülkemizde taşeron çalışma ilişkilerinin giderek yaygınlaşmasının olumsuz sonuçlarını ve taşeron çalışanların sorunlarının" araştırılması için Meclis araştırması açılmasını talep etti.

Taşeron çalışmanın Meclis tarafından araştırılmasını talep eden Türeli, kamuoyunda “modern kölelik” olarak adlandırılan bu çalışmanın köleci çalışma koşullarına dikkat çekti.

Anka’da yer alan habere göre, TBMM Başkanlığı'na verdiği teklifinde AKP’li yıllarda yaygınlaşan taşeron çalışma ile kapitalizmin başlangıç yıllarındaki vahşi çalışma koşullarının geri geldiğini ifade eden diyen Türeli, gerekçelerini şöyle sıraladı:

"Memurluk, kadro esasına dayanan ve kamu görevinin objektif ölçütlerle yerine getirilmesi amaçları ile örgütlenen, güvenceli bir istihdam biçimidir. Genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli görevler başka istihdam şekilleri tarafından yerine getirilemeyeceği gibi, memurlar tarafından yürütülmesi öngörülen hizmetlerin 'hizmet satın alınması' yoluyla taşeronlaştırılması doğru bir uygulama değildir. Diğer taraftan, taşeron işçiler aracılığıyla kapitalizmin başlangıç yıllarına ait vahşi çalışma koşulları adeta geri gelmiştir. Taşeron işçiler için, kavramsal olarak olmasa da, insani değerler bakımından 'köleci çalışma koşulları' geçerlidir ve bu sebeple de taşeron işçilik uygulaması kamuoyunda 'modern kölelik' olarak adlandırılmaktadır.

Kamuda, taşeron işçiler ağırlıklı olarak başta temizlik işleri olmak üzere yardımcı hizmetlerde, sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetlerinde, yerel yönetim hizmetlerinde ve güvenlik hizmetlerinde çalıştırılmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarında taşeron işçi çalıştırılmasına yönelik hizmet alımları genelde bir yıllık olup hizmet alımının usul ve esasları kamu ihale kurumu ilgili mevzuatına göre belirlenmektedir. Bu hizmet alımlarıyla çalışan işçilerin bütün mali ve sosyal hakları ihaleyi alan taşeron firmaların sorumluluğu altında olmakta ve ihaleyi yapan kamu kurumunun ihale bedelini taşeron firmaya ödemekten başka herhangi bir yasal sorumluluğu bulunmamaktadır. Çünkü uygulamada, hizmet alan kamu kurum ve kuruluşları şartnamelerinde bu yükümlülüklerin alt işveren tarafından yerine getirileceğini belirtmektedirler. Bu yüzden de taşeron işçiler, ne asıl işveren olan kamu kurum ve kuruluşlarının vasıtasıyla, ne de alt işveren olan taşeron şirketlerinin vasıtasıyla yasal mali ve sosyal haklarını kullanamamakta ve ciddi sorunlar yaşamaktadırlar.

Taşeronlar aracılığıyla iş yapılması kamu yöneticileri için de tercih sebebi olmaktadır. Çünkü kamu yöneticileri taşeronlar aracılığıyla hem mali hem de istihdam olanaklarını rahatça yönetmekte, hatta yönlendirmektedir. İhale kanunlarının bağlayıcı hükümleri çoğu kez işlevsiz kılınarak ihaleler yandaş şirketlere verilebilmektedir. Taşeron şirketlerde sendikal örgütlenmenin zorluğu da kurumlar için bir avantaj sağlamaktadır.

Taşeron işçilerin çalışma ilişkisinin temel karakteristiği, asgari ücret civarında bir ücretle ve ağır koşullarda çalışma olarak görülmektedir. Taşeron işçilerinin ortalama ücreti benzer işi yaptığı sendikal örgütlülüğe sahip işçisinin yüzde 50’si civarındadır. Ayrıca taşeron işçiler, ücretlerinin geç ödenmesi ve hatta hiç ödenmemesi gibi sorunlarla da karşılaşmaktadır. Bununla da kalınmayıp, taşeron işçilerin yemek ve yol paraları da çoğunlukla verilmemektedir."

Yapılan bir araştırmada sendikal örgütlülüğe sahip belediye işçileri yılda ortalama 78 gün, belediye şirket işçileri 66 gün ikramiye alırken, sendikal örgütlülüğü olmayan belediye işçileri ise 47 gün ikramiye aldığını belirten Türeli, "Taşeron işçilerine ikramiye ödenmesi ise söz konusu değildir. Dikkate değer bir durum da çalışma saatlerinde görülmektedir. Sendikal örgütlülüğe sahip belediye ve belediye şirket işçileri haftada ortalama 42 saat çalışıyorken, taşeron işçiler ise daha düşük ücret almalarına rağmen 45-46 saat çalışmaktadırlar" dedi.

Türeli şöyle devam etti:

"Taşeron firmalarda çalışan işçiler çoğunlukla yılda sadece 7 gün yıllık izin kullanabilmekte ve geri kalan yıllık izinleri verilmemektedir. Kanunen verilmeyen yıllık izinlerin karşılığı ücretin dahi işçiye verilmediği görülmektedir. İşten atılma korkusu yaşayan işçiler bu duruma itiraz edememektedirler. İşçiler tarihsel mücadeleleri sonucu, sosyal ve ekonomik haklarını korumak ve iyileştirmek amacıyla sendika çatısı altında örgütlenmiştir. Sendikal örgütlemeyi engellemek gibi temel bir hedefi olan taşeronluk sistemi ise bu amaca açıkça aykırı özellikler içermektedir. Taşeron işçilerin iş güvencesi olmadığı için, sendikaya üye olmaları ya da faaliyetlerine katılmaları durumunda derhal sözleşmeleri feshedilmektedir. Sendikal üyelik başvurularında toplu işten çıkarmalar yaşanmaktadır. Bu işçilerin örgütlenmesi, çalışma niteliğinden kaynaklı olarak tazminatsız işten çıkarılma ve mevcut taşeron ihalesi yenilendiğinde işe alınmama tehdidi ile engellenmektedir.

Bu çerçevede, kamu hizmetlerinin ilke olarak memurlar ve kamu işçileri eliyle gördürülmesi sağlanmalıdır. Bu kapsamda, kamu kurum ve kuruluşlarında, kamu hizmetlerinin hizmet satın alma yoluyla gördürülmesine ilişkin düzenlemeler gözden geçirilerek, zorunlu alanlar dışında taşeron işçi çalıştırılmasına olanak veren yasal düzenlemeler yürürlükten kaldırılmalı ve kamu hizmetlerinin kamu personeli yerine dışarıdan hizmet alımı suretiyle gördürülmesine yönelik olarak yaygınlaşan taşeron işçi istihdamı sınırlandırılmalıdır. Buna ilaveten, taşeron işçiler çalıştıkları kurumlara ihdas edilecek memur ve işçi kadrolarına geçirilmelidir.”


BUGÜN GAZETESİNDE YAYINLANAN MAKALE 03.07.2013


Bakan Faruk Çelik, uzun süredir Taşeron sistemdeki tıkanıklığı açacak, taşeron işçisinin mağduriyetini giderecek formül arayışında. Peki taşeron işçisine kadro gelecek mi?

Türkiye'de bir milyondan fazla işçi taşeron (alt işveren) işçisi statüsünde çalışıyor. Bunun yaklaşık 600 bini devlet tarafından istihdam ediliyor. Maliyet avantajı, yönetim kolaylığı ve diğer pek çok sebep, taşeronlaşmayı hem kamuda hem özel sektörde yaygınlaştırıyor.

Ancak taşeron konusunun zaman içerisinde geldiği nokta, uygulamanın özellikle devlet açısından çıkmaza girdiğini gösteriyor. İşte bu yüzden taşeron işçileri konusunda kapsamlı bir düzenleme üzerinde çalışılıyor.

9. Daire 'kadro' dedi!

Bugün gelinen noktada yargı mercilerince verilen kararlarla taşeron konusu başka bir boyut kazanmış durumda. Öteden beri devam eden taşeron davalarında geçtiğimiz yıl Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ile ilgili verdiği karar bir dönüm noktası oldu.

Yol-İş Sendikası'nın takip ettiği davada 9. Daire, 8.761 işçinin taşeron işçisi değil, KGM'nin işçisi olduğuna ve bu işçilerin kadrolu işçilerle aynı statüde bulunduğuna hükmetti. Ayrıca diğer pek çok kamu kurumundaki taşeron işçiler için de benzer kararlar verildi. Üstelik bu kararlar, İş Kanununda 2006 yılında yapılan ve taşeron işçilerinin kadroya alınması yolunu kapatan düzenlemeye rağmen verilmeye devam etti.

"600 bin işçi dava açarsa!"

Mahkeme kararı gereği Karayolları Genel Müdürlüğü, Maliye Bakanlığı'ndan 8.761 işçi için kadro talep etti fakat Maliye bu talebe olumsuz cevap verdi. Bu kez Yol-İş Sendikası Maliye'nin bu cevabını yargıya taşıdı ve yürütmeyi durdurma kararı aldı. Yani Maliye Bakanlığı bir şekilde 8.761 işçi için kadro verecek. Ancak burada bakanlığı düşündüren asıl soru şu; hadi bu işçiler için kadro verelim ama emsal Yargıtay kararıyla 600 bin taşeron işçisi de aynı yolu takip ederse bunun altından nasıl kalkarız?

İşte bu sorunun cevabını vermek kolay değil. Fakat mevcut tabloyla devam etmek de mümkün değil. Bu yüzden de Sayın Faruk Çelik, uzun süredir hem sistemdeki tıkanıklığı açacak hem de taşeron işçisinin mağduriyetini giderecek formül arayışında. Taşeronlaşmanın biraz daha disiplin altına alınacağı ve taşeron işçilerinin kıdem tazminatı, yıllık izin gibi haklarının korunacağı kesin gibi. Ancak yargı kararlarıyla oluşan fiili durumla ilgili henüz sihirli formül bulunmuş değil.

Bursa'da Suriyeli krizi! Köylüler ayaklanabilir - ÖZEL HABER

Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Büyükbalıklı Mahallesi'nde köylüler, Suriyeli vatandaşların meyve bahçelerini talan etmesine isyan etti. Karayolları Bölge Müdürlüğü'nün anlaştığı taşeron firma tarafından çalıştırmak için getirdiği Suriyeli vatandaşların çadırları köy girişinden kaldırılmazsa köylüler ayaklanacak.

Mesut DEMİR/BURSADABUGUN.COM

Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Büyükbalıklı Mahallesi'nde köylüler, Suriyeli vatandaşların meyve bahçelerini talan etmesine isyan etti. Karayolları Bölge Müdürlüğü'nün anlaştığı taşeron firma tarafından çalıştırmak için getirdiği Suriyeli vatandaşların çadırları köy girişinden kaldırılmazsa köylüler ayaklanacak.

ÇEŞMENİN HER YERİNE TUVALET YAPMIŞLAR
Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Büyükbalıklı Mahallesi muhtarı Akif Cebeci, Bursada Bugün'e yaptığı açıklamada, "Mahallemizin girişindeki otoban yolunda Karayolları Bölge Müdürlüğü'nün taşeron firmaya ihale ettiği otoban çevre temizlik işleri yapılıyor. Taşeron firma da, bu işleri yaptırmak için Suriyeli vatandaşları çalıştırıyor. Çoluk çocuk gelen Suriyeli vatandaşlar için otoban yolunun köprü ayağına 3 tane çadır kurulmuş. Bu insanlar 5 ay boyunca burada çalışacak. Ancak onlar için hiçbir şey yapılmamış. Tuvaletlerini, yol kenarındaki çeşmenin etrafına yapıyorlar. Çeşmenin her yeri rezalet içinde ve kokuyor" dedi.

TÜRKÇE BİLMİYORLAR
Suriyeli vatandaşların Türkçe bilmediğini de ifade eden muhtar Akif Cebeci, "Mahalle sakinlerimizin o bölgede meyve bahçeleri var. Kimisinin odunları talan edilmiş, kimisinin meyve ağaçları talan edilmiş. Herkes bana şikayete geliyor. Gidip onlarla konuşmak istedim. Türkçe bilmedikleri için ne dediğimi de anlamıyorlar. Suriyeli vatandaşların başında sorumlu olan taşeron firma yetkilisi, 'Hangi çocuk meyve ağaçlarını talan ettiyse gösterin bana' diyor. Ben talan edeni görsem zaten jandarmaya teslim ederim. Karayolları otoban yolunu temizletecek, taşeron firma para kazanacak, biz köylüler bunların pisliklerini çekmeyiz" diye konuştu.

KAZAYA KURBAN GİDECEKLER!
Önümüzdeki günlerde kavun, karpuz, incir gibi ürünlerin yetişeceğini ifade eden Cebeci, "Mahalle sakinlerimiz geçimlerini tarım ile sağlıyor. Bu meyve ağaçları talan edilince ne olacak? 3 çadırda 30 tane işçi varsa, 40 tane çocuk var. İşçiler işe gittiği zaman çocuklar orada kalıyor ve meyve bahçelerini talan ediyorlar. Gece oradan geçen araçlar, otoban köprüsünün altının karanlık olması nedeniyle yola çıkan Suriyeli vatandaşları son anda görüyor. Kazaya bir kurban gidebilirler. Korkuyorum ezilecekler, başımıza iş alacağız diye. Karayolları Bölge Müdürlüğü bu duruma biran önce çözüm bulsun" şeklinde konuştu.

MAHALLE SAKİNLERİ AYAKLANACAK
Mahalle sakinlerinin sabrının taştığına dikkat çeken muhtar Akif Cebeci, "Bu durumun peşini bırakmayacağız. Karayolları mı yapacak, taşeron firma mı yapacak bilmiyorum ama Suriyeli vatandaşların acilen buradan kaldırılması lazım. Mahalle sakinlerini zor sakinleştiriyorum. Yoksa toplanıp gidecekler. Onlar da bıktılar, 'tarlaya gidemiyoruz kokudan' diyorlar. Buna çözüm bulunmazsa durum kötüye gidecek. Mahalle sakinleri ayaklanacak" dedi.


TÜRK-İŞ DE KUMLU VE ATALAY İSTENMİYOR

Sendikal Güç Birliği Platformuna bağlı sendikaların Genel Başkanları önceki akşam bir araya gelerek Türk-İş’te Olağanüstü Genel Kurul’da nasıl bir politika  izleyeceklerini belirlediler. Toplantıya mazeret bildiren Belediye-İş Genel Başkanı Nihat Yurdakul dışındaki tüm başkanlar katıldı.

Mevcut Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu ve Mali Sekreter Ergün Atalay’ın içinde olmayacağı bir listenin oluşturulması gerektiğini düşünen SGBP, bu kişilerin içinde olacağı bir Türk-İş’in politikalarını değiştiremeyeceğini düşünüyor.
Daha önce 29 Haziranda yapılacak diye açıklanan Türk-İş Olağanüstü Genel Kurulu konusunda hâlâ net bir adım atılmaması, belirsizlik halinin devam etmesini eleştiren SGBP, bu durumun bir an önce netleşmesini istiyor.  

Son yapılan Genel kurulun iptali için Tek Gıda-İş ve TOLEYİS Sendikalarının açtığı dava bilirkişiye gönderilirken SGBP’ye bağlı sendikaların başkanları, eski delegelerle yapılacak olan Olağanüstü Genel Kurulunda benzer sakatlıkların ortaya çıkacağını, bütün bu konuların oturulup tartışılması gerektiği sonucuna vardı.

NE DEĞİŞECEK?

Toplantıyla ilgili gazetemize bilgi veren Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel, görünen tabloda Mustafa Kumlu’nun Türk-İş’i bırakacağını, Ergün Atalay’ın başkan olmak istediğini ifade ederek, “Peki o zaman ne değişecek? Ergün Atalay zaten şu anda AKP’nin Türk-İş içindeki eli olarak biliniyor. Böyle bir kişi Türk-İş’in politikalarını nasıl değiştirecek? Biz SGBP olarak her iki ismi de istemiyoruz. Biz yüzünü işçi sınıfına dönen, siyasi iktidarın emekçiler üzerinde uyguladığı politikalara karşı durabilecek bir Türk-İş yönetimi istiyoruz” dedi.

Türk-İş’in içinde sadece SGBP’nin olmadığını, bu durumu diğer sendikalar ile de görüşeceklerinin bilgisini veren Türkel, “O yüzden bu ikisinin içinde olmayacağı bir yönetim yapısını oturup diğer sendikalar ile konuşabiliriz. Tabii şu da unutulmalıdır eğer SGBP’nin dışında olacağı bir Türk-İş’in de işçi sınıfı mücadelesine vereceği bir katkı yoktur” diye konuştu. (İstanbul/EVRENSEL)

 

Chp'de Taşeron İşçi Uygulaması Artık Yok

 

CHP Genel Merkezinde taşeron firma aracılığıyla çalışan 37 kişi kadrolu personel statüsüne geçirildi.







 

CHP Genel Merkezinde taşeron firma aracılığıyla çalışan 37 kişi kadrolu personel statüsüne geçirildi.

CHP Basın Birimi tarafından yapılan açıklamaya göre, CHP'de 2011 seçim bildirgesinde yer alan "taşeronu kaldırma" vaadi, Genel Merkezde hayata geçirilmiş oldu. Taşeron firma aracılığıyla genel merkezde çalışan 37 kişi kadrolu personel olarak işe alındı. Açıklamaya göre, böylece Türkiye'de taşeron işçiliğe son verilerek tüm çalışanlarının sendikalı ve toplu sözleşmeli olduğu ilk parti CHP oldu.

-KILIÇDAROĞLU: "PARTİLİLERİMİZE İYİ DAVRANIN, GÜLER YÜZLE KARŞILAYIN"

CHP'de kadroya geçen personel, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran ile birlikte Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nu ziyaret ederek teşekkür ettiler ve çiçek sundular.

Kılıçdaroğlu yaptığı kısa konuşmada, "Burası bir siyasi parti buraya gelen vatandaşlarımıza, partililerimize iyi davranın, herkesi güler yüzle karşılayın. Sizlerden eskisinden çok daha iyi hizmetler bekliyorum. Artık siz de bu ailenin CHP çatısının altında yaşayan birer ferdisiniz" dedi.

Oran da Ankara'da tüm siyasi partiler içinde taşeronu kaldırarak çalışanlarının tamamını toplu sözleşmeli, sendikalı yapan tek partinin CHP olduğunu belirterek, "Taşeron işçilik özellikle emekçiler yönünden büyük hak kayıplarına neden oluyor, onların iş güvencelerini, kazanımlarını bir boyutuyla tehdit ediyor. Biz bu duruma daha fazla müsaade edemedik. Önce evimizde bu uygulamaya son vermenin doğru olduğuna inandık ve hemen göreve geldikten sonra gereken çalışmaları yaparak, bütün işçilerimizi kadrolu bir statüye kavuşturduk" diye konuştu. - Ankara





 “AFRİKADA’Kİ KÖLE PAZARI GİBİ”

   Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba , Şeker Fabrikası’nda geçici işçilerinin yaşadıkları sorunlar ile Karayollarında çalışırken taşeron firmaya devredilen işçilerin sorunlarını meclis gündemine taşıdı.Ağbaba yaptığı konuşmada Hükümetin şeker fabrikaları zarar etsin diye uğraştığını, fabrikalarda çalışan geçici işçilerin emekli olabilmesi için 100 yıl çalışmaları gerektiğini belirterek,  Karayollarındaki işçilerin de taşeron firmaya devredilmesinin Afrika’daki köle pazarlarına benzediğini  ifade etti.

EN BÜYÜK HIRSIZLIK OY ÇALMAKTIR

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba,  konuşmasının başında Adıyaman gezisinde yaşanılan gelişmeleri değerlendirerek “10 milletvekili arkadaşımla Adıyaman'a gittim, orada yaşanan ahlaksızlığı, Adıyamanlıların bu ahlaksızlığa göstermiş oldukları tepkileri kulaklarımla duydum. Diyorlar ki Adıyamanlılar: "Hırsızlık sadece cepten para çalmakla olmaz. Hırsızlık sadece Antep'te dükkânlardan baklava çalmakla da olmaz. En büyük hırsızlık, en büyük namussuzluk oy çalmaktır." İfadelerini kullandı.

ŞEKER FABRİKALARI ZARAR ETSİN DİYE UĞRAŞIYORLAR

Ağbaba konuşmasının devamında şeker fabrikalarında çalışan geçici işçilerin özlük haklarıyla ilgili sorunu gündeme getirerek , “Türkiye’de ve Malatya’da  "şeker fabrikaları" diye bir meselemiz var. Şeker fabrikaları yıllardan beri zarar ediyor. Çünkü, Hükûmet bunların zarar etmesini istiyor. Özelleştirme kapsamına almak için fabrikalar zarar etsin diye uğraşıyor. Geçtiğimiz yıl, Cumhuriyet Halk Partisi, bu yolsuzluğu, şeker fabrikasında "özelleştirme" adı altında yapılan yolsuzluğu çok büyük uğraşlarımızla ortaya çıkardık ve bunu Meclis gündemine getirdik ve sağ olsunlar, iktidar partisindeki arkadaşlar özelleştirmeyi ertelediler. Ancak maalesef hala özelleştirme kapsamından şeker fabrikaları çıkartılmış değil. Biz şeker fabrikalarının mutlaka özelleştirme kapsamından çıkarılmasını istiyoruz. Çünkü özelleştirme kapsamında olduğu için, 2004'ten bu yana şeker fabrikalarına bir çivi çakılabilmiş değil. Bu nedenle zarar ediyor şeker fabrikaları” dedi.

BAKANIN DA İŞÇİLER UMURUNDAYDI

Ağbaba , zarar edenin sadece şeker fabrikaları olmadığını zarar edenin , o şeker fabrikalarına nakliye yapan nakliyeciler, oradan ekmek yiyen insanlar,şeker pancarı eken Malatya'daki 5 bin aile olduğunu belirterek fabrikada çalışan geçici işçilerin sorunlarını değerlendirdi. Veli Ağbaba “Şeker fabrikasında kangren olmuş bir sorun var. "Geçici işçi" dediğimiz, yılda 120 gün, 90 gün çalışan bir işçi grubu var ki tam bir kölelik sistemi. 24 yıl çalışmış 7 yıl gibi gözüküyor, 30 yıl çalışmış 2.500 gün çalışmış gibi gözüküyor. Sayın Bakan, bu işçilerin emekli olması için bir yüz yıl falan gerekiyor. Bu işçilerin sesini duymanızı vicdanı olan herkesten rica ediyorum.-Bakanın da işçi umurundaydı. Bakan duymuyor tabii” dedi.

 

AFRİKADA’Kİ KÖLE PAZARI GİBİ

Karayollarında çalışan işçilerin de taşerona devredildiğini belirten Ağbaba “Karayolları 8. Bölge Müdürlüğü’nde bir ihaleyi anlatacağım size. 8. Bölge Müdürlüğü Elâzığ Merkez Şube Adıyaman, Bingöl, Malatya, Arapgir, Tunceli 1 Nisan itibarıyla AKP'nin özelleştirme adı altında peşkeş uygulamaları sonucunda sözde ihale edilerek 40.3 milyon TL'ye müşavir firmaya devredilmiş. Karayolları uhdesinde taşeron olarak çalışan işçiler de ortada yargı kararı olmasına rağmen, bu ihale kapsamında Karayollarının hizmetleri gibi ihaleyi alan firmaya devredilmiş. Karayollarında taşeron olarak çalışan işçiler ihaleyi alan firmaya devredilmiş. Bu ne zaman olmuş? 2013 yılının 1 Nisanında olmuş. Bu örneği en son biz Afrika'da köle pazarında satılan Afrikalı insanlardan biliyoruz. Hâlâ, 2013 yılında insanları satmak, en azından, en hafif deyimiyle ayıptır, günahtır arkadaşlar. Böyle bir rezillik olabilir mi?”ifadelerini kullandı.

MALİYET 19 MİLYON, İHALE 41 MİLYON LİRA

İşçiler bağırıyor, sendika bağırıyor, Elâzığ'daki sendika bas bas bağırıyor  diyen Ağbaba          “ Bu ihaleden  farklı kokular geliyor. Buranın maliyeti 19 milyon TL, Karayolları bu ihaleyi 41 milyon TL'ye veriyor arkadaşlar, 41 milyon TL'ye. Bu fark kimin cebine gidiyor bilemiyorum. Üstelik ihaleyi alan firmanın yol ve yapım işlerinde kullanacağı bütün malzemeyi de, devlet veriyor. Devletin kullanmış olduğu araç gereçler, greyder'i, makinesi, aracı gereci ise, maalesef, değerli arkadaşlar Karayollarının parklarında çürümeye terk ediliyor. Karayollarındaki bu özelleştirme başlı başına bir facia. Buradaki taşeron sistemi tam bir köle düzeni sistemi. Hastanelerde, Karayollarında, Tarım İşletmelerinde, her tarafta taşeron işçileri çalıştırılıyor. Bu düzen köle düzenidir. Köle düzenine destek verenleri de kınıyorum” şeklinde konuştu..


TÜRK-İŞ TAŞERONU TEK BAŞINA KALDIRAMAZ 


    Karayolları 11. Bölge Şefliği bünyesinde çalışan Yol-İş üyesi işçilerin mücadelesi sürüyor. 2 aydır ücretlerini alamadıkları gibi bir de işten atılan taşeron işçiler, haklarını alana kadar mücadele edeceklerini söylüyor. Direnen işçileri ziyaret eden Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri ve Yol-İş Genel Başkanı Ramazan Ağar ile karayollarında yaşanan sorunları, taşeron çalışma sistemini ve Türk-İş’teki gelişmeleri konuştuk.

  • Ağar, taşeronun kaldırılabilmesi için bütün konfederasyonların ve demokratik kitle örgütlerinin birleşmesi gerektiğini dile getirdi.

    Karayollarında çalışan taşeron işçilerin örgütlenmesi konusunda hangi aşamadasınız?
    Karayollarında çalışan taşeron işçilerin örgütlenme aşaması tamamlandı. Buradaki arkadaşlarımız 3 yıldır sendikalı. Zaten işçiler artık taşeron işçi değil, karayollarının gerçek işçisidir. Mahkeme kararı bu işçilerin gerçek karayolu işçisi olduğu yönünde ama biz bu kararı uygulattıramıyoruz. Maliye Bakanından, Başbakana, Çalışma Bakanından, Cumhurbaşkanına kadar herkese gittik ama maalesef mahkeme kararını uygulattıramadık. Maliye ve Ulaştırma Bakanıyla görüşmelerimiz devam ediyor. 2-3 ay içerisinde bu durumu olumlu ya da olumsuz bir sonuca bağlamaya gayret ediyoruz. Yok eğer olumsuz cevap gelirse tavrımızı ona göre ortaya koyacağız.

    Taşeron çalışma sisteminin yasaklanması için neden mücadele edilmiyor?
    Zaten bizim sendikalar olarak amacımız taşeron sistemi ortadan kaldırmak. Ancak taşeron sistemi ülkemizde birilerine menfaat sağladığı için, yandaşlarına peşkeş çekilmek için uygulanıyor. Bu yüzden de kaldırılmak istenmiyor. Zaten bu yeni bir şey değil, 25 yıldır ülkemizde uygulanan bir sistem. Ama son yıllarda ülkenin her tarafında taşeron yaygınlaştırılıyor. Bu taşeron sistemini kaldırmak iktidarın görevi, Çalışma Bakanlığı şu anda “Taşeron sistemini kaldırıyoruz” diye bir söylenti yayarak kamuoyunu yanıltmaktadır. Ama bu çalışmalar iş yasasını değiştirerek herkesi taşeron yapma yönünde ilerliyor, biz bunu biliyoruz.

    Başbakan ”Taşeronu bize sendikalar önerdi” dedi. Sizce sendikalar taşeron sistemi önermiş olabilir mi?
    Ben kesinlikle hiçbir sendika ya da sendikacının taşeron sistemini Başbakan’a arz ettiğine inanmıyorum, keşke Başbakanımız “bu taşeronu bize şu sendika getirdi” deseydi o zaman takdirle karşılardım. Bunu söyleyerek bütün sendikaları zan altında bıraktı, sendikaların bazıları buna itiraz etti. Dediler ki; Başbakan çıkıp şu ya da bu sendikacı taşeron sistemini istediyse çıkıp söylesin dedi ancak söylenmedi. Kesinlikle ben buna katılmıyorum.

    Türk-İş taşeronun kaldırılması konusunda kararlı olması bu sistemi ortadan kaldırmaz mı?
    Yalnızca Türk-İş değil, diğer konfederasyon ve sivil toplum örgütlerinin de bir araya gelmesiyle verilecek bir mücadele ile bazı şeyler değişebilir.

    OLAĞANÜSTÜ OLMASIN DEDİM

    Türk-İş yönetimindeki bölünmenin Türk-İş’in sessiz kalmasının neden olduğu söyleniyor. Türk-İş’teki sorun nedir?
    Aslında Türk-İş yönetiminde bir sorun yok. Kamuoyunda olağanüstü genel kurul söylentileri dolaşıyor, bunlar gündeme geldiğinde ben de Yol-İş Genel Başkanı ve Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri olarak Türk-İş’te genel kurul olmamalı dedim.
    Eğer Türk-İş’te genel kurul olacaksa bütünleştirici, birleştirici bir yönetimin kurulmasını talep ettim.
    Olağanüstü olup da aynı yönetimle devam edilecekse o zaman genel kurula ne gerek var dedim.
    Ama inanıyorum ki, şu anki mevcut Türk-İş yönetimi eğer bir şey olacaksa birleştirici, bütünleştirici, Türk-İş’i tek vücut haline getirebilecek bir çalışma içerisinde olacaktır. 


LÜLEBURGAZDA BASIN AÇIKLAMASI

  

  • Karayollarında karla mücadelenin özelleştirilip taşerona verilmesinden beri sorunlar bitmiyor. Karayollarında sık sık işçi atmalar yaşanıyor, vaadedilen ücretler verilmiyor, hizmette aksaklıklar yaşanıyor.  Lüleburgaz’da Yol-İş Sendikası 1 No’lu Şube üyesi işçiler Karayolları’nın, 11. Bölge Şantiyesi’nde atılan işçiler için bir basın açıklaması yaptı.

    Karayolları’nın, Lüleburgaz 11. Bölge Şantiyesi’nda faaliyet gösteren taşeron şirket yöneticileri ilk önce 30 işçiden 22’sinin işten atıldığını belirtti. Daha sonra sendika ile yapılan görüşmeler üzerine bu sayı önce azaltıldı, daha sonra tüm işçilerin işe geri alındığı belirtildi.

    Son olarak geçtiğimiz cuma günü de işten atılan işçi sayısı 3 olarak açıklandı. İşçiler de taşeron şirketin bu tutarsız açıklamalarına karşı, bugün Lüleburgaz Karayolları şantiyesi önünde  bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına Sendika Şube Başkanı Erdem Arcan, Şube Yöneticisi Ahmet Uçar ve diğer sendika yöneticileri ve işçiler katıldı. Ayrıca Kristal-İş, Petrol-İş, Tekstil İşçileri Sendikası, Gıda-İş sendikaları da eyleme katıldı.

    Burada bir konuşma yapan Şube Başkanı Erdem Arcan “Taşeronlaştırma, işçi sınıfının içine sokulmuş bir Truva atıdır, Bu Truva atının içinden işsizlik çıkmıştır, işten atma çıkmıştır, örgütsüzlük, sendikasızlık çıkmıştır, açlık çıkmıştır, ülke kaynaklarının haraç mezat satışı çıkmıştır” diyerek, bu taşeronlaştırma belasına karşı mücadele edeceklerini söyledi. Bu uygulamalardan AKP Hükümeti’ni sorumlu tutan Arcan, hükümetin, yargı kararlarına uymasını, taşeron işçilerin kadroya alınmasını, taşerona teslim edilen işyerlerinin, geri alınmasını istedi.


    KARAYOLLARINDA NELER YAŞANIYOR?

    Mahkemeler karayollarında çalışan 7 bine yakın taşeron işçisinin Karayollarının esas işçisi olduğuna karar vermesine rağmen Karayolları işçileri kadroya almak yerine, işyerlerini anahtar teslim taşeronlara verdi. Taşeronlar da, kârlarını arttırmak için ucuz, örgütsüz, vasıfsız işçi çalıştırmanın yollarını aramaya başladı.                                                                                        

    Sendika yöneticilerinin verdiği bilgiye göre, şu anda şantiyede 4 tane karla mücadele aracı bulunuyor. Ancak bu araçların hiçbirinin karla mücadele donanımları yok. Kar yağınca hepsinin yolda kaldığı belirtiliyor. Bu araçlarla hem işçilerin can güvenliği, hem de halkın can ve mal güvenliği tehlikeye atılıyor.

    Yine sendika yetkililerinin verdiği bilgiye göre, bu araçlara, 24 saat bekleme karşılığı, günlük 15 bin lira veriliyor. Bu araçlar çalıştığı an, bu fiyat beş mislini buluyor. Karayollarının, sırf bu iş için aldığı ve yıllarca kullandığı karla mücadele araçları ise, kenara çekilip çürümeye terk edilmiş. Şimdi de, atılan işçilerin yerine işten anlamayan, tecrübesiz, vasıfsız, ucuz işçiler alınarak, halkın can ve mal güvenliği yok sayılmak isteniyor, tehlikeye atılıyor.