YAŞASIN SINIF DAYANIŞMASI.

YOL-İŞ’teki yolsuzluk iddialarında hâlâ sonuç yok

2009 yılında ortaya çıkan YOL-İŞ sendikasındaki yolsuzluk iddiaları ve iddialarının bir numaralı sanığı olan
Ramazan Ağar ise hâlâ YOL-İŞ sendikasının Genel Başkanlığı görevinde bulunuyor.YOL-İŞ sendikasında 2009 yılında ortaya çıkan yolsuzluk iddialarının üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen sendika Genel Başkanı Ramazan Ağar görev başında. 

Bilirkişi raporuna rağmen hâlâ Genel Başkan


YOL-İŞ sendikasının işçilerin paralarını kendi çıkarları için kullandığının ileri sürüldüğü Bilirkişi Raporu'nun ortaya çıkmasının üzerinden 4 yıldan uzun bir süre geçmesine rağmen bir ilerleme sağlanamazken, konuyla ilgili görüşlerini almak için ulaştığımız sendikanın basın bürosu ortada bilgi kirliliği olduğunu, ancak yönetimden kimse olmadığı için açıklama yapamayacağını ifade etti.


Neden Meral beklendi?

Star Gazetesi’nin konuyla ilgili yaptığı haberde ise 77 milyon TL'lik yolsuzluğun 434 bin TL’sinin hesabına danışmanlık hizmeti olarak aktarıldığı belirtilen CHP eski Milletvekili Bayram Meral hakkındaki dosyanın da raftan indirildiği şeklindeydi. Diğer yandan gazetenin haberinde 77 milyon TL'lik yolsuzluğun sorumlusu olduğu iddia edilen Ramazan Ağar hakkındaki iddialara neredeyse hiç değinilmemiş olması dikkat çekiyor.

 

 Bilirkişi Raporu’ndan kimi ayrıntılar:

- Başta Ramazan Ağar ve Tevfik Özçelik olmak üzere Yönetim Kurulu üyeleri, Ankara dışına çıkmadan yılın 365 günü yolluk (harcırah) aldılar. Yol-İş’in bu uygulamadan zararı, eski parayla, 456 milyar lira. Bu işlemden, yalnızca Ramazan Ağar 38,5 milyar lira ve Tevfik Özçelik ise 58,9 milyar lira haksız kazanç elde etti. (Bilirkişi Kurulu Raporu, sayfa 56-59.)

- 2003-2008 dönemindeki 6 yıl içinde Yol-İş'in 77 trilyon 438 milyar lirası, “avans” adı altında faizsiz kredi olarak kullanıldı. (Bilirkişi Kurulu Raporu, sayfa 26-31.)

- Bazı yöneticilerin konut kooperatifi taksitleri Yol-İş Sendikası'na ödettirildi. Bu nitelikteki ödemelerin toplamı, eski parayla, 1 trilyon lira. Raporun 52. sayfasında belirtildiğine göre, Yol-İş'e büyük zararlar veren bu yanlış uygulamadan dönemin Genel Mali Sekreteri Ramazan Ağar sorumlu. (Bilirkişi Kurulu Raporu, sayfa 51-52.)

- Çimtaş Tekstil Ürünleri isimli şirketten alınan sahte faturalarla Yol-İş, eski parayla, 203 milyar lira soyuldu. Raporun 53. sayfasında belirtildiğine göre, “gerçeğe aykırı faturaların” kullanılmasından dönemin Genel Mali Sekreteri Ramazan Ağar ve muhasebe müdürü Mahmut Ballıktaş sorumlu. Yine rapora göre, Tek Efe Kırtasiye’den alınan dört fatura ile Yol-İş 89 milyar lira zarara uğratıldı. Bilirkişi Kurulu raporunun 54. sayfasına göre, Yol-İş'in 89 milyar lira zarara uğratılmasından dönemin Genel Mali Sekreteri Ramazan Ağar ve muhasebe müdürü Mahmut Ballıktaş sorumlu.

- Yol-İş'in 6 Mercedes binek arabası, hasarlı oldukları iddiasıyla, 83 milyar liralık kasko değerlerine rağmen, 30 milyar lira karşılığında genel merkez yöneticilerine satıldı. Bilirkişi raporunda, araçların hasarlı olduğunu gösterir bir tespit ya da belgenin, satış kararlarına eklenmediği belirtildi. Ayrıca, araçların değerlerini aynı oranda düşürecek hasarları görmüş olmasının da inandırıcı olmadığı ifade edildi. Araç satışı işleminden Yol-İş'in toplam zararı 364 milyar lira oldu. Bilirkişi Kurulu, “sendika yöneticilerinin gerçek dışı gerekçelerle, bulundukları görevi kötüye kullanarak menfaat temin etmiş oldukları” görüşünde. (Bilirkişi Kurulu Raporu, sayfa 48.)

- Yol-İş Sendikası yöneticilerinin İstanbul’da satın aldıkları 2159 metrekarelik arsa nedeniyle sendikanın uğratıldığı zarar trilyonlarla ifade ediliyor. (Bilirkişi Kurulu Raporu, sayfa 61-76)

94 SAYILI ILO SÖZLEŞMESİ VE TAŞERONLUKLA MÜCADELE

 
Yıldırım KOÇ

Taşeronlukla mücadelede işçi sınıfının elindeki çok önemli araçlardan biri, 94 sayılı ILO Sözleşmesi'dir. Bu Sözleşme, 2004 yılındaki Anayasa değişikliği sonrasında doğrudan uygulanırlık kazanmıştır.
Bugün tartışılan konulardan biri, taşeron işçilerinin "başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi" sayılması sonrasında geriye dönük haklarının belirlenmesinde sendika üyeliğinin etkisidir. Taşeron işçisi eğer geçmişte sendika üyesi değilse, toplu iş sözleşmesinden yararlanabilecek midir? Bu konuda iç mevzuatımıza ilişkin tartışmalar yapılırken dikkate alınması gereken en önemli belge, doğrudan uygulanırlık kazanmış olan 94 sayılı ILO Sözleşmesi'dir.


KAMU İŞLETMELERİNDE TAŞERON İŞÇİLERİ

Bu Sözleşmeye göre, kamu sektöründe iş alan taşeronların işçilerine, sendika üyesi olmasalar bile, işin başlangıcından itibaren o işkolundaki toplu iş sözleşmesi uygulanmak zorundadır.
94 sayılı ILO Sözleşmesi'ne göre,
(1) Muvazaalı taşeronluk ilişkisinde asıl işverenin işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesi taşeron işçilerine sendika üyesi olsunlar/olmasınlar geçmişe dönük olarak uygulanır; 
(2) Muvazaalı taşeronluk ilişkisinde asıl işverenin işyerinde uygulanan bir toplu iş sözleşmesi yoksa, o işkolunda en yaygın toplu iş sözleşmesi taşeron işçilerine uygulanır; 
(3) Muvazaalı olmayan bir taşeronluk ilişkisinde asıl işverenin işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesi taşeron işçilerine sendika üyesi olsunlar/olmasınlar geçmişe dönük olarak uygulanır; 
(4) Muvazaalı olmayan bir taşeronluk ilişkisinde asıl işverenin işyerinde uygulanan bir toplu iş sözleşmesi yoksa, o işkolunda en yaygın toplu iş sözleşmesi taşeron işçilerine uygulanır; 
(5) Bu haklar, kamu kesiminde taşeronluk dışında anahtar teslimi iş veya müteahhitlik yoluyla iş alanların çalıştırdığı işçiler için de geçerlidir. 


94 SAYILI ILO SÖZLEŞMESİ'Nİ KULLANIN! 

"Bir Amme Makamı Tarafından Yapılan Mukavelelere Konulacak Çalışma Şartlanna İlişkin 94 No.lu ILO Sözleşmesi" Türkiye tarafından 1960 yılında onaylandı.
94 sayılı ILO Sözleşmesi'nin 1. ve 2. maddelerine göre, bir kamu makamı tarafından yapılan "bayındırlık işlerinin yapılması, tadili, tamiri veya yıkımı; materyal, levazım ve teçhizatın imali, takılması, işlenmesi veya nakli; hizmetlerin bizzat ifası veya temini" amacıyla bir ihalede işçi çalıştırılması durumunda, bu işte çalıştınlacak işçiye ödenecek ücret ile işçinin çalışma süreleri ve diğer çalışma şartları konularında sağlanacak haklar, ilgili işkolunda uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesinin getirdiği haklardan daha düşük olamaz. Sözleşmenin 5. maddesine göre, bu şartların yerine getirilmesinden, ihaleyi yapan kamu kurum ve kuruluşu sorumludur. 
Kamu kurum ve kuruluşlarınca açılan ihalelerde iş alan işverenlerin işyerlerinde çalışan işçiler, toplu iş sözleşmesine taraf sendika üyesi olup olmadıklarına bakılmaksızın ve aynca bir teşmil karan gerekmeksizin, yürürlükteki toplu iş sözleşmesinin, ücret, çalışma süreleri ve diğer çalışma şartlanna ilişkin haklarından aynen yararlanabilmektedir.
İşi veren kamu kurum veya kuruluşu, işin yapımına ilişkin mukaveleye (sözleşmeye) işkolunda bağıtlanmış olan toplu iş sözleşmesinin ücret ve diğer haklara ilişkin hükümlerini koymak ve bu mukavelenin bu hükümlerinin ihlali durumunda da, mukaveledeki taahhütlerin yerine getirilmemesi halinde uygulanacak yaptırımları uygulamak zorundadır. Sendikalar! Uyumayın! 94 sayılı ILO Sözleşmesi'ni kullanın!




ADIYAMAN DA KARAYOLLARI TAŞERON İŞÇİLERİ YOL KAPATMA
EYLEMİ YAPTILAR (#Direnişçi Adıyaman da)


Adıyaman’da Karayolları 87. Şube Şefliğinde taşeron işçileri mahkeme kararına rağmen kadroya alınmadıklarını ileri sürerek, Adıyaman-Kahta karayolunu trafiğe kaparak eylem yaptılar. 

3 senedir mahkeme kararının olmasına rağmen kadroya alınmadıklarını belirten Karayolları 8. Bölge Müdürlüğü Adıyaman Karayolları 87. Şube Şefliğinde çalışan 10 kişilik grup Adıyaman-Kahta karayolunu trafiğe kapatarak mahkeme kararına uyulmasını istediler.

Adıyaman-Kahta karayolunu yarım saat trafiğe kapatan gurup adına açıklamada bulunan Ramazan Güneş, “3 senedir mahkeme kararımız olmasına rağmen AKP hükümeti kadromuzu vermemekte ısrar ediyor. Eve ekmek götüremiyoruz. Kiramızı ödeyemiyoruz. Bunu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “24 bin lira ile ay sonunu getiremiyorum” diyerek pişkin pişkin basın açıklaması yaparken biz 850 milyonla çocuk bakıyoruz, çocuk okutuyoruz, ev kirası, elektriğin altından çıkamıyoruz. Her gün eylem yapacağız. Devlete karşı değil, bizim eylemimiz ekmeğimize karşı, bize vermeyenlere karşı. 17 trilyona mal olan 8.bölge karayollarının 18 trilyonluk giderini müteahhite 48 trilyona peşkeş çeken bu hükümet Faruk Çelik ve Ulaştırma Bakanı bunun hesabını bu dünyada vermese öbür dünyada kesinlikle verecek” dedi.

Ankara da gerçekleştirilen mitinge Disk ve Kesk üyesi işçi ve memurlar katıldı.Disk genel başkanı Kani BEKO ve Kesk Başkanı Lami ÖZGEN in konuşma yaptığı miting de "Saraylar değil,ekmeğimiz büyüsün" şiarı öne çıktı.



BAZI UYANIK! GİRİŞİMCİLER YOL-İŞ'İ ISRARLA TAŞERON İŞÇİLERE PAZARLAMAYA ÇALIŞIYOR.BU AMAÇLA SOSYAL MEDYADA FAKS,İMZA KAMPANYALARI DÜZENLİYOR,İSYAN....İSYAN DİYE NARALAR ATIYOR.BUNLARI DEŞİFRE ETMEYE BAŞLIYORUZ :




SORULAR VE CEVAPLAR :

1-YOL-İŞ ANAYASA MAHKEMESİNE DAVA AÇABİLİR Mİ ?

CEVAP: AÇAMAZ.ÇÜNKÜ;
 
VI. BİREYSEL BAŞVURUNUN SÜRESİ

33. Hangi tarihten itibaren Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuru yapılabilir?

Anayasa Mahkemesi, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai
işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceleyebilecektir.
Dolayısıyla 23 Eylül 2012 tarihinden önce kesinleşen
kararların Anayasa Mahkemesi tarafından incelenebilmesi mümkün
değildir.

Bu durumu dikkate almaksızın Anayasa Mahkemesine bireysel baş-
vuruda bulunmak amacıyla gönderilen dilekçeler, zaman yönünden
yetkisizlik nedeniyle reddedilecektir.

MUVAZAA DAVALARI ANCAK AHİM 'E GÖTÜRÜLEBİLİRDİ.YOL-İŞ NE YAZIK Kİ BU SÜREYİ DE HARCADI.YARGITAY DAVASI ÜZERİNDEN 6 AY GEÇTİĞİNDE AHİM DAVAYI USUL YÖNÜNDEN RET EDİYOR.


2-YOL-İŞ ALACAK DAVALARINI İCRAYA VEREBİLİR Mİ ? VERİRSE NE OLUR ?

CEVAP: İSTERSE İCRAYA VEREBİLİR.AMA HÜKÜMET KORKUSUYLA İCRAYA BAŞVURAMAZ.İCRAYA BAŞVURSA DA ALACAKLAR HEMEN ÖDENMEYEBİLİR.ÇÜNKÜ KGM YE KANUNEN HACİZ UYGULAYAMAZ.


3-SOSYAL MEDYADA İSYAN İSYAN DİYE HAYKIRANLARIN ARKASINDA HANGİ GÜÇLER VAR ?

CEVAP: EN KESTİRME CEVAPLA YOL-İŞ YÖNETİMİ.ÇÜNKÜ ; SOSYAL MEDYA DA YER ALAN O SAYFAYI YOL-İŞ İN BİR TEŞKİLAT SEKRETERİ İDARE EDİYOR.YOL-İŞ ALEYHİNE O SAYFADA TEK KELİME YAZILAMIYOR.SAYFANIN SAHİBİ DELEGE YAPILDI ,İŞ GARANTİSİ VERİLDİ.SÖZDE EYLEM NARALARI ATANLAR,KONUŞMALARDA BOY GÖSTERENLER TEŞKİLAT SEKRETERİNİN GÖZETİMİNDE VE DENETİMİNDE.YOL-İŞ İSTEDİĞİ TAŞERONA KONUŞMA YAPTIRIYOR,İSTEDİĞİNİ GENEL MERKEZDE AĞIRLIYOR,İSTEDİĞİNE İŞ BULUYOR.BU SAYFALARDA NARA ATANLAR SÖZDE EYLEMLER ÖNEREREK GERÇEK BİR HAREKETİN ÖNÜNDE BİLEREK VEYA BİLMEYEREK ENGELLEME YAPIYORLAR.

4-TAŞERON İŞÇİLER NE YAPMALI DA KADRO ALMALI ?

CEVAP :TEK YOL DİRENMEK'TİR.DİRENMEK ÖYLE ZOR YAPILAMAYACAK BİR EYLEM DE DEĞİLDİR.KARA KIŞIN BAŞLADIĞI HER ŞUBE DE ÇALIŞAN TAŞERON İŞÇİLER KARAR ALACAK "KADRO YOKSA,ALACAKLARIMI ÖDEYİN " YOKSA İŞ BIRAKMA HAKKIMI KULLANIYORUM DİYECEKTİR.BİR GÜN VİZİTE,BİR GÜN İŞ BIRAKMA,BİRGÜN ARAÇLARI YAVAŞ KULLANMA,BİRGÜN YOLA MÜDAHALE ETMEME EYLEMLERİ İLE DİRENME DEVAM EDECEKTİR.SORUN ÜLKE GÜNDEMİNE OTURDUMU GÖRECEKSİNİZ ÇÖZÜLECEK ÇÖZMEYE MECBUR KALACAKLARDIR.KORKAR MÜCADELE ETMEZSENİZ BEN BÖYLE ÇALIŞAYIM DERSENİZ DE SIRTINIZA SEMER VURANLAR ÇOĞALACAKTIR.




13 Aralık'ta Ankaradayız! paylaşan: KESKBASIN




Yol-İş’in hava boşaltma eylemi ve görevler!



Hala taşeronluk köleliğinin çözümünü diyalogda, kapalı kapılar ardında yapılacak pazarlıklarda arıyorlar. Karayolu işçilerinin sert yumruğunu omuzlarında hissetmedikleri sürece de pazarlıkçı kirli tutumlarını sürdüreceklerdir.



Yol-iş Genel merkezinin hava boşaltmaya yönelik bir Ankara eylemi daha 24 Kasım’da gerçekleşti. Karayolu işçileri Türkiye’nin dört bir yanından Karayolları Genel Müdürlüğü önüne geldiler.


Yol-İş Genel Merkezi bu eylem kararını karayolu işçilerinin basıncı altında aldı. Yol-İş ağaları, Yol-İş Kayseri 1 Nolu Şube Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamalarda AKP iktidarının sorunu çözmek için kendilerini görüşmeye çağırması durumunda eylem yapmayacaklarını ilan etmişlerdi. AKP iktidarı bunu yapmayınca eylem kararını hayata geçirmek zorunda kaldılar.

Eylem başladığı anda kürsüden yapılan tüm konuşmalar karayolu işçisinin öfkesini azaltmaya, beklentisini büyütmeye yönelikti. Bu defa Türk-İş Genel Başkanı da eylemde konuştu. Karayollarında çalışmayan ve her eylemde boy gösteren Mustafa Dağtekin yine sahnedeydi.


Sendika ağaları yargı kararlarını dile getirdiler. Yargı kararlarını uygulamaması nedeniyle AKP iktidarını eleştirdiler. Taşeron işçilerin toplu sözleşme hakkının tanınmasını istediler. Bu talepleri sürekli dile getiren sendika ağaları işçilerin Ankara’da kalma, Karayolları Genel Müdürlüğü’nü işgal etme talepleri karşısında gardlarını alarak yasal çerçeve dışına çıkılmaması konusunda sık sık uyarılarda bulundular.

 

Yol-İş bürokratlarının tutumları…


İşçileri yasalara uymaya çağıran Yol-İş ve Türk-İş ağaları, onlarca mahkeme kararı ile taşeron işçilerin karayolu işçisi olduklarının tescil edildiği halde kölelik koşullarında çalışan taşeron işçileri görmeyen AKP iktidarının tutumu karşısında genel grevi ağızlarına bile almaktan kaçındılar.


Ankara eylemi Yol-İş yönetiminin hiçbir inandırıcılığının kalmadığının kanıtı olarak kayıtlara geçmiştir. Yol-iş ağaları bir defa daha taşeron işçilerinin eylemde yer almaması için çaba göstermişlerdir. “İş bırakarak eyleme gelirseniz sonuçlarına katlanırsınız!” diyerek taşeron işçilerin yanında değil karşılarında yer almışlardır. AKP iktidarının elini güçlendirmiş, taşeron çalışan işçileri işsizlik sopasıyla korkutmaya çalışmışlardır.


Yol-İş Genel Başkanı Ramazan Ağar’ın Ankara eyleminde verdiği sözlerin tümü boşa çıkmıştır. Karayolu işçilerinin gözünde Yol-İş yönetimi yalancı olarak kodlanmıştır. Zira Ramazan Ağar daha önce karayolları şube şefliklerinin özelleştirilmesini yaptıkları girişimlerle engellediklerini söylemişti. Daha bu sözlerin mürekkebi kurumadan şube şeflikleri taşeron firmalara peşkeş çekilmeye başlandı. Karayollarının elindeki araç parkları da taşeron firmaların hizmetine sunuldu.


Yol-İş ağaları Ankara eyleminde kürsüden yaptıkları konuşmalarda taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda Türkiye’yi eylem alanına çevireceklerini iddia bile edemediler. Eylemde sendika ağaları köprü ve otoyolların özelleştirilmesi ve 25 yıl boyunca köprü ve otoyollardan elde edilecek devasa gelirlerin sermayeye armağan edilmesine ilişkin olarak tek kelime söylemediler.


Eylemde sendika ağaları Karayolları şube şefliklerinin inşaat tekellerine devrine sözde de olsa karşı çıkmadılar. Yani bu tutumlarıyla 16 bin karayolu işçisinin işsiz kalmasına onay vermiş oldular. İşçi iradesini kırmaya çalıştılar. İşçilerin duyarlılığını ve güçlerine olan inancını kırmayı, işçileri sersemletmeyi, yaşanan hareketliliğe karşı güvensizlik zeminini güçlendirmeyi ve hareketi öncüsüz bırakmayı temel görev edindiklerini gösterdiler.


Karayolu işçisi ne yapmalı?

Tüm olumsuzluklara rağmen eylem karayolu işçilerinin büyüyen tepkisini gösterdi. Bu tepki sendika ağalarının ördüğü barikatı aşmanın olanaklarını da içinde barındırmaktadır. Karayolları işçileri içinde bilinç açıklığı ve örgütlülük düzeyinin genişletilmesi çabası artmaktadır. Değişim isteği karayolu işçileri arasında artmaktadır. Bu çabalar henüz karayolu işçilerinin birliğini sağlama hedefine göre son derece mütevazi adımlar olmasına rağmen hem AKP iktidarını, hem de Yol-iş bürokratlarını rahatsız etmektedir.


Bugün yapılması gereken şey AKP iktidarının ve Yol-İş ağalarının saldırılarına karşı karayolu işçilerinin iç örgütlülüğünü güçlendirmektir. Karayolu işçileri bulundukları tüm şubelerde sermayenin ve sendika bürokrasisinin saldırılarına karşı taban örgütlülüklerini inşa etmek için seferber olmalıdırlar. Şubeler taban örgütlülükleri ağıyla örülmeli ve bölge örgütleriyle taçlandırılmalıdır. Bölge örgütleri ülke sathında özelleştirme karşıtı mücadelenin dinamosu olacak bir koordineli çalışma hedefi ile planlanmalıdır.


Karayolu işçilerinin en fazla mesai yaptıkları dönem kış aylarıdır. Kış aylarında insan taşımada yüzde 88, yük taşıma da yüzde 86 payı bulunan karayollarında yaşanacak bir grev, karayolu işçilerinin haklarını kazanma ve taşeronluk köleliğinin son bulması konularında önemli kazanımların önünü açabilir.


Taşeronluk köleliğinin daha da yaygınlaşmasına geçit vermemek, kamu işçisi oldukları yargı kararlarıyla onaylanmış olan taşeron işçilerin kadro hakkı için mücadele etmek, iş cinayetlerinin temel nedeni olan taşeronluk köleliğine son vermek için savaşmak, işçinin en etkili silahı olan grev silahını kullanmak, Yol-İş yöneticilerinin yapacağı iş değildir. Zira, onlar hala taşeronluk köleliğinin çözümünü diyalogda, kapalı kapılar ardında yapılacak pazarlıklarda arıyorlar. Karayolu işçilerinin sert yumruğunu omuzlarında hissetmedikleri sürece de pazarlıkçı kirli tutumlarını sürdüreceklerdir.


Kızılbayrak.Net internet sitesinde 6.12.2014 de yayınlanmıştır.















Erdinç’ten Evrensel’e eleştiri


Karayolu işçisi Yusuf Erdinç, Evrensel gazetesinin Yol-İş Kayseri Şube Genel Kurulu’na ilişkin haberine yönelik eleştirilerde bulundu.

16 Kasım’da yapılan Yol-İş Kayseri Şube 10. Olağan Genel Kurulu’nda şube başkanlığına aday olan karayolu işçisi Yusuf Erdinç, Evrenselgazetesinin genel kurul haberine ilişkin açıklama yaptı.


Şube başkanlığına adaylığını koyan Erdinç, genel kurulda sendikal bürokrasiyi teşhir eden ve sendika ağalarına karşı mücadeleye çağıran bir konuşma yapmış, bundan rahatsız olan Yol-İş Genel Başkanı ve şube başkanı da konuşmalarında Erdinç’e yanıt vermeye çalışmışlardı.


Evrensel gazetesinin genel kurul haberinde bu durumun yok sayıldığını, dahası, kendisinin aday olarak bile gösterilmediğini belirten Erdinç,Evrensel’in Kayseri’de sınıf devrimcilerine yönelik sansürcü bir tutum takındığını dile getirdi.


Erdinç konu ile ilgili olarak şunları vurguladı:

“Haberde gerçeğin ifade edilmesi son derece önemlidir. Evrensel'in haberine göre şube başkanlığına aday olan ben yokum. Kürsüden yaptığım konuşma, başta Yol-İş ağası ve Adem Özokutan'ı fazlasıyla rahatsız etti. Yol-İş Genel Başkanı konuşmasının önemli bir kısmını benim sendika ağalarına karşı mücadeleyi içeren konuşmama ayırdı. Adem Özokutan özelde beni ve Şinasi Topçu'yu, genelde ve sınıf devrimcilerini hedef aldı. Gerçeğin sesi(!) Evrensel, genel kurul haberinde tüm bu olup bitenlere dair tek kelime bile yazmadı.


Ama biz bu sansürcü anlayışı çok iyi biliyoruz. Evrensel yıllardır Kayseri 1 Mayıs eylemlerinde yer alan karayolu işçilerinin oluşturduğu korteje ilişkin olarak ve Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu korteji ile ilgili olarak tek kelime ifade etmedi. Realiteyi yok saydı.


Ülker reklamına gösterdiği ilginin onda birini BDSP kortejine göstermedi. Ne diyelim bu yolda ilerlemeye devam edin, haberde sansürcülük anlayışınızı sürdürün ki, gerçek yayıncılık anlayışınız ortalığa saçılsın.”

 

YILDIRIM KOÇ/ Ben hükümetin yerinde olsam...



 

Şimdi “empati” diyorlar. Ben hâlâ “ben onun yerinde olsaydım” diyenlerdenim. Gelişmeleri anlayabilmek için böyle yaklaşmakta yarar var. Ben hükümetin yerinde olsaydım, Karayolları taşeron işçilerinin Yol-İş’in önderliğinde 24 Kasım 2014 günü Ankara’da Karayolları Gn.Md. önünde düzenlediği eyleme nasıl bakardım? Önce sorunu formüle ederdim.Karayolları Gn.Md. işyerlerinde çalışan 8000 dolayında taşeron işçisi, Yargıtay tarafından da onaylanan 2 hakka kavuştu:

 

1) Çalışmaya başladıkları tarihten itibaren Karayolları Gn.Md. işçisi sayılacaklar.

2) Son 5 yıllık dönem için her birine 70-80 bin lira fark ödenecek.

Kanuna ve yargı kararlarına göre, taşeron işçilerinin bu 2 hakkı da var. Hükümet olarak bu beladan kurtulmak istiyorum.

BÜTÇEYE YENİ YÜK İSTEMİYORLAR

Ekonomik sıkıntılar giderek daha da artıyor; çok ciddi bir ekonomik krizin çarpması olasılığı giderek hızla yükseliyor. Bu koşullarda bütçe harcamalarımı kısmaya çalışıyorum. Halbuki Karayolları Gn.Md. taşeron işçilerine 7-8 milyon lira (eski parayla, trilyon lira) verirsem, iş bununla da sınırlı kalmayacak. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan yüzbinlerce işçiye de bu parayı vermek zorunda kalacağım. Bu da canımı iyice yakacak.


Ben hükümet olsam, bu işçilerin örgütlü olduğu sendikayla görüşürüm. Onlardan, işçilerin zaten kazanılmış olan bu 2 hakkının birinden vazgeçmelerini isterim. Kadroya almak sorun değil; onu bir biçimde hallederim. Asıl önemli olan, ekonomik sorunların giderek arttığı koşullarda tüm kamu kesiminde bütçe dengesini alt üst edecek ek yükten kurtulmak.

Sendikayı bir biçimde ikna ederim. Bunun nasıl olabileceğini artık siz düşünün. Ancak sendikanın kendi üyelerine karşı da durumu kurtarması gerekiyor. Sendika da böyle bir eylem düzenler.

AKP YERİNE KARAYOLLARI GN. MD.

Karayolları Gn.Md. taşeron işçilerinin yargı kararlarıyla kazanılmış olan bu 2 hakkını vermeyen kim? Karayolları Gn.Md. mü? Hayır. AKP ve hükümet. Sendika işçileri toplar; Eskişehir yolu üzerindeki Karayolları Gn.Md. önünde iki saat bağırıp çağırırlar. Sonra da geldikleri gibi giderler. Kimin canı yanar? Kimsenin.

Ankara’nın kıyısında bağırsalar ne olur, bağırmasalar ne olur? Ben hükümetsem, bu kadarcık bağırma karşılığında yüzmilyonlarca lira verir miyim hiç? Niçin ve neden korkayım ki?

Sendika, AKP’nin önünde protesto eylemi yapamaz, yaptırmam; AKP’nin genel merkez ve il örgütlerini işgal edemez, ettirmem; AKP’ye oy verilmemesi için bir kampanya başlatamaz; başlattırmam.

Sendika, Başbakanlık veya Maliye Bakanlığı önüne yürümeye de çalışamaz; haddini bilir.

Sendika yetkililerinin bu eylemcikte yaptıkları konuşmalarda hükümeti eleştirmelerine de ses çıkarmam. Artık o kadar olacak. Bu kadar hoşgörüyü de gösteririm. Zaten diğer sendikalar da bu eyleme destek vermez. Taşeron işçileri yalnız bırakılır.

Böyle zayıf ve göstermelik bir eylem bana geri adım attırabilir mi hiç! Beni yüzmilyonlarca lira ödemeye zorlayabilir mi?

Yol-İş’in eylemine bir de bu gözle, hükümetin gözüyle bakın! Eylem yapılmış oldu. Bir işe yarar mı? Hayır. Sendika ne diyor? Paralardan vazgeçin; sizi kadroya aldıralım. Hükümet ne diyor? Paralardan vazgeçin; kadro işini düşünürüz. Belki 4/C’li, yani “geçici personel” yaparız, belki de toplu iş sözleşmesinde yeni işçilerin tabi oldukları düşük ücret cetvelinden işe alırız. Hem kadroya alsak ne olur ki; bir bahanesini bulur sizden yine de kurtuluruz. İşin içyüzünü bilmeden ve araştırmadan her eylemi kutsayanlara saygıyla duyurulur.




 DİSK/DEVRİMCİ YAPI-İŞ SENDİKASININ  KARAYOLLARI TAŞERON İŞÇİLERİ İÇİN  YAPTIĞI  BASIN AÇIKLAMASIDIR



10 bine yakın karayolu işçisi yıllardır taşerona karşı direniyor.


Yıllarca karayollarının tüm yükünü çeken bu arkadaşlarımız taşeron zulmüne karşı “kadro” ve ”güvenceli iş” taleplerini yükseltiyorlar.


Yargıya gidiyorlar, davaları kazanıyorlar, mahkemeler işçilerin Karayolları Genel Müdürlüğü işçisi olduğunu tescil ediyor ancak iktidar hak, hukuk, adalet tanımıyor.


Mahkeme kararları yıllardır uygulanmıyor. Yıllardır göz göre göre işçilere karşı bir suç işleniyor.


İşledikleri suç yetmezmiş gibi zaten kazanılmış hakları vermemek için ahlaksız teklifler gündeme getiriliyor.



İşçileri kadroya geçirme şartı olarak tüm haklarından vazgeçmeleri, önerilen düşük ücreti kabul etmeleri isteniyor. Mahkeme ile kazanılan bir hak, hukuksuz biçimde şarta bağlanıyor.


Ancak yine de suç işlemeye doymuyorlar. Tüm dedikleri kabul edilse bile kadroya giriş şartı olarak sözlü sınav getirmek istiyorlar. Böylece “bu haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında boyun eğersen kadroya alınırsın” mesajı veriliyor.


İşçilerin kazanılmış hakları üzerinden kirli bir oyun oynanıyor. Oyalama taktiği ile süreç uzatılmaya çalışılıyor.


Bu oyalama taktiğine, bu hukuksuzluğa karşı sesini yükselten karayolu işçilerinin isyanı isyanımız, öfkesi öfkemizdir.


Gün iktidardan kadro dilenme, icazet bekleme değil; adalet için, kazanılmış haklarımız için direnme günüdür.


Karayolu işçisi arkadaş


Biz DİSK/Devrimci Yapı İş sendikası olarak davanızı davamız biliyoruz.


Her kararını işçilerle birlikte alan, direnişte, müzakerede, mahkemede, sokakta, işyerinde işçiler ile var olan DİSK’in geleneğine uygun olarak sizlere bir vaatte bulunmuyoruz.


Biz söz veriyoruz ve o sözümüz sizinle mücadele etmek, sizin mücadelenize nefer olmaktır.


Bizim sözümüz tarihimizdir!

Bizim sözümüz sizin sözünüzdür!

TAŞERON KÖLELİĞİNİ YIKACAĞIZ!


TAŞERONA KARŞI #DİRENİŞÇİ


İNADINA SENDİKA İNADINA DİSK! 

                                 DEVRİMCİ YAPI İŞÇİLERİ SENDİKASI





SENDİKAL TARİHİ DEĞİŞTİRECEK DAVA: BARAJ

AYM'YE TAŞINDI

Pak Turizm İş, Ankara’da görülmekte olan bir davaya müdahil olarak, işçi sendikalarını adeta sendikacılık yapamaz hale getiren ülke barajının iptal edilmesi için konunun Anayasa Mahkemesine taşınmasını sağladı.
Ankara 2. İş Mahkemesinde görülen davada Mahkeme heyeti, Pak Turizm İş’in “sendikaların işverenle toplu iş sözleşme yapabilmesi için 6356 sayılı yasa ile getirilen yüzde 1 ve yüzde 3’lük barajın, hem Anayasaya hem de uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu” itirazını yerinde bularak, nihai karar vermesi için dosyayı Anayasa Mahkemesine gönderdi.


Sendikanın dava vekili Avukat Mehmet Kasap, sözkonusu yasanın, Anayasamızın 2,10,51,53 ve 90'ıncı maddeleri ile örgütlenmeye ilişkin Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (İLO) 87 ve 98 sayılı sözleşmelerine aykırı olduğu gerekçesiyle ilgili maddelerin iptalini istemişti.
Anayasa Mahkemesi’nin konuyu 6 ay içinde karara bağlaması bekleniyor.



Sendikalara, Toplu Sözleşme yapabilmeleri için yüzde 3 temsil barajı dayatmak, ‘ben sana sendikacılık yaptırmıyorum’ demektir. Baraj uygulaması, hem mevcut Anayasamıza hem de Türkiye’nin de kabul ettiği Uluslararası Çalışma Örgütü İLO’nun sözleşmelerine aykırıdır. Anayasa Mahkemesinin bu hukuksuzluğu ortadan kaldırmasını bekliyoruz. AYM, yerel mahkemenin kararını yerinde bularak 6356 sayılı yasayı iptal ederse, yüz yıla yaklaşan sendikal tarihimizde en önemli dönüm noktası olacaktır.”




Karayolu işçisinin iradesi sendikal bürokrasiyi aşmaya yetmedi

Yargı kararlarına rağmen kadroya alınmayan ve sayıları 10 bine yaklaşan taşeron işçilerinin kadroya alınması talebiyle ülkenin dört bir yanından Ankara’ya gelen Türkiye Yol-İş Sendikası üyesi karayolu işçileri Karayolları Genel Müdürlüğü önündeydi.

Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen taşeron işçileri Karayolu Genel Müdürlüğü önünde toplanarak kadro talebini haykırdı.


Sabahın erken saatlerinden itibaren Ankara’da toplanan binlerce karayolu işçisi öfkeli sloganlarla Karayolu Genel Müdürlüğü önüne yürüdü. Tabandan gelen basınç nedeni ile eylem kararı almak zorunda kalan Yol-İş bürokratları ise eylem boyunca işçilerin iradesini zayıflatmak, işçilerin Ankara’da kalma eğilimini engellemek için yoğun bir çaba sergiledi.


Eylemin başından itibaren kürsüden hava boşaltmaya yönelik konuşmalar ve sloganlarla kararlılık gösterileri yapsalar da Yol-İş bürokratlarının yüzünden, işçilerin kendilerini aşacak bir irade ortaya sermeleri ihtimalinin korkusu okunuyordu. Bir grup karayolu işçisinin kürsüye çıkarak konuşma hakkı talep etmeleri üzerine ise daha miting programı başlamadan kürsü üzerinde kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

 

Ankara’da kalma talebi


Eylem programının katledilen maden işçileri anısına yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlamasının ardından ilk sözü karayolları bünyesindeki taşeron işçileri adına Mustafa Dağtekin aldı. Dağtekin, emeği ve onuru için mücadele eden işçileri selamlayarak başladığı konuşmasında taşeron işçilerinin taleplerinin arkasında kararlılıkla durmaya devam ettiğini vurguladı. 40 ayı aşkın süredir Yargıtay tarafından onanmış olmasına rağmen kadro taleplerinin yerine getirilmediğini ifade eden Dağtekin, ne olursa olsun kadro haklarını mutlaka kazanacaklarını ifade etti. Sık sık Karayolları Genel Müdürlüğü’ne dönerek kararlılıklarını ifade eden Dağtekin, taşeron işçilerinin kadro taleplerinin yanı sıra, alacak davalarından da vazgeçmeyeceklerini ve toplu sözleşme hükümlerinin uygulanmasını istediklerini ifade etti. Dağtekin’in konuşması sırasında birçok karayolu işçisi Dağtekin’e seslenerek Ankara’da kalma taleplerini dile getirdiler.

 

Sendika bürokratlarından hamasi nutuklar


Dağtekin’in ardından ise Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ile Yol-İş Genel Başkanı Ramazan Ağar konuşma yaptılar. Ergün Atalay’ı geçtiğimiz günlerde geçirdiği kazanın ardından eylem alanına gelip konuşma yapmak zorunda bırakan ise bir kez daha karayolu işçilerinin kararlılığı oldu. Eylem kararını, 40 aydır uygulanmayan yargı kararı ve kadro hakkına karşılık alacaklardan vazgeçme pazarlığına duyulan öfke nedeni ile almak zorunda kalan sendika ağaları ise kürsüden hamasi nutuklar atmanın ötesine geçemediler. Ramazan Ağar’ın konuşması sırasında ise kürsüye yönelen bir öfke olmasa da kimi öncü işçiler atılan boş nutuklara karşı öfkelerini dile getirdiler ve kadro hakkını elde etmeden Ankara’dan dönmemek gerektiğini ifade ettiler.

Bir grup öncü işçinin bu sırada oturma eylemine başlamasının ardından ise sendika bürokratlarının korkuları daha da depreşti. Sürekli olarak kürsüden “Yol-İş nerde, biz oradayız!” sloganları attırmaya çalışan ve yapılan oturma eylemine karşı “Biz burada en anlamlı tepkiyi onların karşısında ayakta durarak veriyoruz!” gibi anlamsız ifadelerle işi saçmalama boyutuna vardırdılar. Ağar konuşması boyunca sürekli olarak işçilerin bugün evlerine döneceklerini, kendilerinin işçiler için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyerek işçilerin Ankara’da kalma iradesini baltalamaya çalıştı. Bu sırada bir grup karayolu işçisi ise soyunarak bir kez daha Ankara’da kalma iradesini kitleselleştirmeye çalıştılar.

Fiili bir gerginliğe dönüşmese de yaşanan bu gerilimlerin ardından eylem programı apar topar bitirilerek işçilerin otobüslerine dönmesi istendi. Kolluk kuvvetlerine de teşekkür etmeyi ihmal etmeyen Yol-İş bürokratları işçileri polise yardımcı olmaya, alanı hızla terk etmeye davet ettiler.

Bu atmosfer içinde işçiler şaşkınlık içinde olan biteni anlamaya çalışırken bürokratlar alanı önemli bir ölçüde boşaltmayı başardılar. Bir grup öncü işçinin Ankara’da kalma çağrısı ise bu atmosfer içerisinde karşılıksız kalmış oldu.

İşçilerin önemli bir bölümü eylem boyunca meclise yürüme taleplerini dile getirip yer yer bu talep “Başkan bizi meclise götür!” sloganı ile kitleselleşse de taşeron işçilerinin süreci örgütleyecek örgütlü bir öncü kuvvete sahip olmaması bu iradenin hayata geçirilmesine engel oldu.

Öncü karayolu işçilerinin bugün gerçekleşen eylemi süresiz bir Ankara eylemine çevirme çabaları karşılıksız kalmış olsa da, 40 aydır uygulanmayan yargı kararı ile birlikte karayolu işçilerinin biriken öfkesinin sendikal denetim altında uzun süre kalmasının mümkün olmadığını da gösteriyor. Er ya da geç yargı kararlarını uygulatacak olan ve kadro talebini gerçeğe dönüştürecek olan da karayolu işçilerinin kendi öz iradeleri olacaktır.





Bir direniş daha zaferle bitti



İzmir'de aylardır sokaklarda taşerona karşı gece gündüz mücadele eden İZENERJİ işçileri kazandı. Üç yıllık hizmet alım ihalesine hiçbir taşeron şirket katılmadı. Üç yıllık ihaleyi belediyenin şirketi İZENERJİ aldı

GÜLSEN CANDEMİR

İzmir'de önce üç aylık park, bahçe ve temizlik ihalesinde taşeronu devre dışı bırakan İZENERJİ işçileri, gece gündüz yürüttükleri mücadele ve yaptıkları eylemler ile taşeron şirketleri şehirden adeta kovdu. İzmir Büyükşehir Belediyesi'ndeki üç yıllık hizmet alım ihalesi için dosya alan taşeron şirketler, bugün yapılan ihaleye katılmadı. İhaleyi İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin şirketi İZENERJİ kazandı. Genel-İş üyesi bin 170 belediye işçisi, kararı belediye binası önünde halaylar çekerek kutladı. İşçiler sık sık “Taşeron çalışma yasaklansın”, “Taşerona geçit vermeyeceğiz”, “Köle değil işçiyiz, sendikayla güçlüyüz” sloganları attı.

'İŞÇİ SINIFINA ARMAĞAN'

Belediye önünde açıklama yapan Genel-İş 2 Nolu Şube Başkanı Taner Şanlı, bu kazanımın emek mücadelesi veren tüm işçi sınıfına armağan olmasını diledi. Şanlı, “İşçinin işçiden başka dostu yok. İşçiler enerjilerini sadece mücadeleye adarlar ise kazanım elde etmemeleri mümün değil. Biz dün olduğu gibi yarın da mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

İşçilerin sevincine ortak olanlardan DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı, verilen mücadelede işçilere destek olan TMMOB, KESK üye ve yöneticilerine, emek dostu partilere teşekkür etti. Sarı, “Taşerona İzmir'e gelmeyin dedik, gelmelerini engelledik. Kendimizi alkışlamamız lazım” diye konuştu.




Devrimci Yapı-İş’ten örgütlenme çağrısı

DİSK’e bağlı Devrimci Yapı İşçileri Sendikası (Devrimci Yapı-İş) Kayseri Bölge Temsilcisi Haydar Baran, Yol-İş Genel Merkezi’nin 24 Kasım’da gerçekleştireceğini duyurduğu Ankara eylemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yargı kararlarına rağmen kadroya alınmayan ve sayıları 10 bine yaklaşan taşeron işçilerinin kadroya alınması talebiyle Karayolları Genel Müdürlüğü önünde yapılacağı duyurulan eylemi “hava boşaltma” olarak değerlendiren Devrimci Yapı-İş Kayseri Bölge Temsilcisi Haydar Baran, Yol-İş ağalarının işbirlikçi-ihanetçi tutumunu teşhir etti.

Devrimci Yapı-İş Kayseri Bölge Temsilcisi Haydar Baran, karayolu işçilerini DİSK’e bağlı Devrimci Yapı İşçileri Sendikası bayrağı altında birleşmeye ve mücadeleye çağırdı.

Baran’ın yazılı açıklaması şöyle:

24 Kasım eylemi ve gerçekler

Yol-İş Genel merkezi 24 Kasım’da basın açıklaması yapacağını ifade etmişti. Ancak hava boşaltmaya yönelik basın açıklamasının yapılıp yapılmayacağı tartışmalı hale getirecek sözler bizzat Yol-İş Genel Başkanı Ramazan Ağar tarafından ifade edildi. Yol-İş Kayseri 1 Nolu Şube Genel Kurulu’nda konuşan Ramazan Ağar hükümetin adım atması durumunda eylem yapmayacaklarını söyledi.

Taşeron işçilerin karayolu işçisi olduğuna dair onlarca mahkeme kararı var. Bu mahkeme kararlarını AKP iktidarı hiçe saymayı sürdürüyor. Buna rağmen Yol-İş Genel Merkezi hiçbir şey yapmıyor. Yol-İş yöneticileri yapılan hukuksuzluk ortada olduğu halde görüşmeler yoluyla sorunu çözmeye çalışıyorlar. Oysa yapılması gereken taşeron işçilerin kazanılmış haklarını hiçe sayan, mahkeme kararlarını uygulamamakta ısrar eden sermaye düzenine ve onun yürütme gücü olan AKP iktidarına karşı mücadeleyi büyütmektir.

Karayolu işçilerinin en fazla mesai yaptıkları dönem Kış aylarıdır. İnsan taşıma da yüzde 88,  yük taşıma da yüzde 86 payı bulunan karayollarında yaşanacak bir grev, karayolu işçilerinin hakları ve gelecekleri kazanma ve taşeronluk köleliğinin son bulması konularında önemli kazanımların önünü açabilir. Ama tüm bu yalın gerçeklere rağmen Yol-iş yöneticilerinin kitabında grev yazmıyor.


Taşeronluk köleliğinin daha da yaygınlaşmasına geçit vermemek, kamu işçisi oldukları yargı kararlarıyla onaylanmış olan taşeron işçilerin kadro hakkı için mücadele etmek, iş cinayetlerinin temel nedeni olan taşeronluk köleliğine son vermek için, İşçinin en etkili silahı olan grev silahını kullanmak, Yol-İş yöneticilerinin yapacağı iş değildir. Zira, onlar hala taşeronluk köleliğinin çözümünü diyalogda, kapalı kapılar ardında yapılacak pazarlıklarda arıyorlar.


Özelleştirmenin, taşeronlaştırmanın bu hızla devam etmesi durumunda ilk darbeyi yiyecek olanlar karayollarında çalışan taşeron işçileri olacaktır. Ayrıca daimi ve sözleşmeli olarak karayollarında çalışan ve sendikaya üye olan işçilerde özelleştirme vurgunun hedefindeler. Özelleştirme saldırısının başarılı olması durumunda binlerce karayolu işçisi sendikal haklardan yoksun kalacaktır.

Özelleştirme, taşeronlaştırma saldırısı karayolları işçilerinin elindeki tüm kazanımları ve haklarını gasp etmek temel amaçlarından biridir. Diğeri ise Karayolları işçilerini güvencesiz çalıştırmaktır. Saldırı karayolu işçilerinin ekonomik ve sosyal haklarının tasfiye etme saldırısıdır. Yol-iş yöneticileri tüm bu saldırılar karşısında tam bir bilinç açıklığı ile hareket ediyorlar. Bu saldırıyı engellemek için gerekli olan mücadeledir. Mücadele yerine diyaloğu esas alan Yol-iş yöneticilerinin en büyük korkusu mücadele ruhunun karayolu işçileri içinde yaygınlaşmasıdır.

Karayolu işçileri! Görev Karayollarında özelleştirme yağmasını engellemektir. Eşit işe eşit ücret, insanca yaşamaya yeten asgari ücret talebini yükseltmektir. Taşeron işçilerin kadro almasını, karayollarında çalışan tüm işçilerin toplu sözleşme hakkından yararlanmasını sağlamaktır.  Karayollarının makineleri, araçlarının müteahhitlere teslim edilmemesini engellemektir. İşsizlik tehdidini boşa çıkarmaktır. Yapım ihalesi adı altında hizmet alımı yapan, müteahhit firmalarını ihya eden sömürü ve yağma düzenine dur demektir.

Görev, taşeron işçiliğin yasaklanması için harekete geçmektir. Sözün, yetkinin, karar sahibi karayolu işçilerinin ortak iradesini esas alan sınıf sendikacılığı anlayışını hakim kılmaktır.

Taşeron köleliği karayolu işçisinin bağrına saplanmış bir bıçaktır. Görev taşeronluk köleliği konusunda işçilerin aydınlatılmasıdır. Görev “AKP iktidarının taşeron işçiliğe son vereceğiz” yalanlarına karnımızın tok olduğunu göstermektir. Görev taşeron köleliğine karşı mücadeleyi büyütmektir.

İşverenle eş güdüm içinde çalışan, karayolu işçilerine yabancılaşmış olan, kendi ikballeri için, karayolu işçisinin geleceğini karartan Yol-İş yöneticilerinin 24 Kasım eyleminden elde etmek istedikleri sonuç, karayolu işçilerinin öfkelerini boşaltmak, bunu yapamıyorlarsa bile en azından karayolu işçilerinin öfkelerini dindirmek, karayolu işçilerinin çözüme dair beklentilerini körüklemektir. Daha fazla bu oyunlara kanmamak karayolu işçisinin görevidir.


Karayolu işçileri sürece ağırlıklarını koymadıkları, sorunların çözümü için etkili bir mücadele pratiği sergilemedikleri sürece sendika yöneticilerinin hava boşaltma eylemleri devam eder. Yapılması gereken önce işveren anlayışıyla hareket eden Yol-iş yönetimini tek başlarına bırakmak, Karayolu İşçilerinin hakları ve geleceği için mücadele etmeyi onur sayan, her kademede işçilerin söz yetki karar sahibi olduğu sendikal anlayışı kuşanan DİSK’e bağlı Devrimci Yapı İşçileri Sendikası bayrağı altında birleşmektir.

DİSK/ Devrimci Yapı İşçileri Sendikası (Devrimci Yapı-İş)

Kayseri Bölge Temsilcisi Haydar Baran

KADRO DA YANDAŞA GELİYOR


AKP hükümeti iş cinayetlerinin temel nedenlerinden olan taşeron sistemini yeni bir tasarı ile daha da kurumsallaştırmanın adımlarını atıyor. Davutoğlu’nun açıkladığı paketle taşerondan vazgeçilmemesi bir yana, AKP yandaşlarına bu yolla yeni kadrolar yaratılmaya çalışıldığı ortaya çıktı. Hazırlanan yasa tasarısına göre, kamuda çalışan ve mahkemeyi kazanarak kadro hakkı elde eden taşeron işçilerin kadroya alınması için kazanılmış haklarından vazgeçmeleri de yetmeyecek, bir de ‘sözlü sınav’da başarılı olmaları gerekecek. İhtiyaç fazlası olduğu belirlenen işçiler ise işten çıkarılacak.


RAZI GELİRSEN

 Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun açıkladığı ‘İş Güvenliği Paketi’ne ilişkin tasarı üzerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndaki çalışmalar son aşamasına geldi. Tasarının taşeron işçilerine ilişkin bölümünde, asıl işte çalıştırıldığı belirlenen işçilerin iş gördükleri kamu idarelerinde sürekli işçi statüsünde istihdam edilmesi, ‘kazanılmış haklarından vazgeçmeleri’nin yanı sıra ‘belirlenecek yeni ücret skalasını da kabul etmeleri’ şartına bağlanacak. ‘İhtiyaç fazlası’ olduğu belirlenenlerin de ihbar ve kıdem tazminatları ödenerek sözleşmeleri fesh edilecek.


SÜREKLİ VEYA SÖZLEŞMELİ

Bakanlar Kurulu’nun yardımcı işleri belirlemesinden sonra alt işverene verilemeyecek asıl işlerde çalışanlar ‘işçi veya sözleşmeli personel’ olarak istihdam edilecek. Fabrika, şantiye, atölye, çiftlik ve arazi gibi işyerlerinde işçiler eliyle gördürülmesi gerekli olan işlerde fiilen çalışanlar sürekli işçi kadrolarına, diğerleri ise hizmet sözleşmesiyle çalıştırılmak üzere vize edilen ‘birim personeli’ unvanlı sözleşmeli personel pozisyonuna, ihale sözleşmesinin bitiş tarihinden geçerli olmak üzere atanacak.


SÖZLÜ SINAV ŞARTI

Tüm haklarından vazgeçmeleri, önerilen ücreti kabul etmeleri de taşeron işçilerin kadro alabilmeleri için yeterli olmayacak. Kamu kurumlarının ihtiyaçları doğrultusunda asıl işte çalıştırılanların kadroya alınabilmesi için sözlü sınavda başarılı olmaları şartı aranacak. Böylelikle sözlü sınavla kadro dağıtımı AKP’nin yandaşlarına yeni kadrolar yaratmasının da yolunu açacak. Tüm personelin tazminatının ödenmesi, kurumların personel ihtiyaçlarına göre kadro tahsisi yapılarak KPSS sistemiyle işe alınma da düşünülen alternatifler arasında, ancak bakanlık bürokratları bu yöntemin kabul göreceğine ihtimal vermiyor.



YOL-İŞ SENDİKASI KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ÖNÜNDE


TÜRK-İŞ ÖNCÜLÜĞÜNDE KİTLESEL BASIN AÇIKLAMASI YAPACAK

19.11.2014




Türkiye YOL-İŞ Sendikası
, 24 Kasım 2014 Pazartesi günü saat:10.00’da Karayolları Genel Müdürlüğü önünde “Kitlesel Basın Açıklaması” yapacaktır.



Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesinde muvazaalı olarak taşeron işçisi adı altında çalıştırılan 8 bin 761 işçi YOL-İŞ üyesi oldu. Taşeron işçilerinin baştan beri Karayolları Genel Müdürlüğü’nün işçisi olduğu, açılan davalar sonucu mahkemelerce karara bağlandı. Mahkemelerin kararları Yargıtay tarafından Kasım 2011’de onanarak kesinlik kazandı.



Aradan üç yıldan fazla zaman geçmiş, Sendikamız üyesi bu işçiler için yaptığımız tüm girişimler sonuçsuz kalmıştır.

Karayolları Genel Müdürlüğü, hukukun gereğini yerine getirip, söz konusu işçileri kadroya geçirmek yerine, bu defa yaptığı tüm işlerihukuk dışı yollar denenerek anahtar teslimi ihaleye vermektedir.



Her durumda kadrolu ve kadrosuz işçiler zarar görmektemakine parkı çürümeye terk edilmektedir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı söz konusu işçilerle ilgili, Sendikamıza Toplu İş Sözleşmesi imzalama yetkisi vermiştir. Sendikamızla, Devlet adına yetkili olan Kamu İşverenleri Sendikası arasında imzalanan ve 01 Mart 2013 – 28 Şubat 2015 tarihleri arasında yürürlükte bulunan Toplu İş Sözleşmesi bu üyelerimizi de kapsamaktadır. Ne var ki, Karayolları Genel Müdürlüğü bu yükümlülüğünü de yerine getirmemektedir.


“ARTIK SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ”

Kitlesel Basın Açıklamasına, TÜRK-İŞ ve bağlı sendikalar ile ülke genelinde faaliyet gösteren 37 şubemize bağlı bütün bölge ve illerden Yönetici, Baş Temsilci, Temsilci ve Üyelerimiz katılacaktır.


İlgilenilmesi dileği ile değerli basınımızın dikkatine sunulur.

Tarih  : 24 KASIM 2014

Saat   : 10.00

Yer      : Karayolları Genel Müdürlüğü  İnönü Bulvarı No:14 Yücetepe /ANKARA




BTS üyelerinin 24 Kasım Ankara Yürüyüşü başladı


KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) üyeleri, bugün Türkiye genelinde, demiryolu ulaştırmasının özelleştirilmesine karşı Ankara yürüyüşüne başladı.

Balıkesir, İstanbul (Halkalı), Van, Antep ve Zonguldak garlarından yürüyüş başlatan emekçiler, 24 Kasım’da TCDD Genel Merkezi önünde özelleştirmenin önünü açan yasayı protesto edecek.

'YÜZLERCE PERSONELİN YERİ DEĞİŞTİRİLDİ'

BTS Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada, “Sendikamızın örgütlü bulunduğu demiryollarında AKP Hükümeti ve TCDD yönetimi tarafından uygulanan politikalar sonucu sendikamız üyeleri başta olmak üzere demiryolu çalışanları ve hizmet alanları olumsuz yönde etkileyen bir çok uygulama hayata geçirilmektedir. TCDD yöneticileri ile yaptığımız görüşme ve toplantılarda personelin geleceğine dair kaygılarımız karşısında ‘optimizasyon’ adı altında yüzlerce personelin görev yeri kendi istekleri dışında değiştirilirken, kimi işyerleri birleştirilmiş ve kimileri ise kapatılmıştır” denildi.

‘KAMU HİZMETİ OLMALI’

Gazetemize konuşan BTS İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Mithat Ercan, İstanbul-Ankara arası başlatılan yüksek hızlı tren seferlerini hatırlatarak, “Karşılıklı sadece 6 tren işletiliyor. Anadolu’ya giden trenlerin hiçbiri çalışmıyor” dedi. Ercan, “Gebze-Halkalı arası 76 km Marmaray’ı açtık diyorlar. Ancak Marmaray Kazlıçeşme-Ayrılıkçeşme arası 13 km faaliyet gösteriyor. Demiryolu hizmetleri ticarileştiriliyor, seçim malzemesi olarak kullanılıyor oysa  kamu hizmeti olmalıdır” diye konuştu. Çıkarılan yasa ile işçilerin sürgün edilmeye çalışıldığını söyleyen Ercan, “Örneğin Haydarpaşa’dan Malatya’ya, Malatya’da İskenderun’a sürülen işçiler var. İnsanları emekliliğe zorluyorlar. Boşalan yerleri hemen özelleştirip taşerona devretmek istiyorlar” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

 





TAŞERON İŞÇİLER OYUNA GELMEYİN !

Kadroyu almanın yolu bellidir.Mahkeme kararları uygulanmalıdır.Mahkeme kararları uygulanmıyor ise ya çalışmıyoruz denmelidir ya da iş bırakma eylemi yapılarak hükümet kadro vermeye zorlanmalıdır.Basın açıklaması yapmak için binlerce işçiyi Ankara ya toplayanların gerçek niyetinin;kadro alma talebi olmadığı,işçilere bakın eylem yapıyoruz diyebilme çabasıdır.40 aydır mahkeme kararlarını uygulamayanların taşeron işçilerin basın açıklamasını dikkate alacaklarına inanmak büyük bir saflık olacaktır.


Basın açıklaması yapmak işçilerin öfkelerini azaltmak dışında hiçbir yarar sağlamaz.Basın açıklaması ile kadro talebinin ötelenmesi çabası hükümete karşı duramayan,ses çıkaramayan,hükümetin kuklası sarı sendikanın taşeron işçileri hafife aldığının göstergesidir.


Kadro almanın tek yolu "DİRENMEKTİR VE DOĞRU EYLEM YAPMAKTIR." Binlerce taşeron işçisini Ankara ya götürmeye çalışanların fıtratında direnmek ve eylem yapmak yoktur.Fıtratında el etek öpmek olan sarı sendikaların eyleminden hayır gelmez.


Eğer Ankara da zilli şallı dansözlü eğlenceye gitmek  isteseydim kesinlikle bu sarı sendikaya adımı yazdırırdım.Eylem için asla.



EYLEM DEĞİL BASIN AÇIKLAMASI 



BİRİLERİ RAMAZAN AĞAR'A SÖYLESİN BASIN AÇIKLAMASI EYLEM DEĞİLDİR

Karayollarında çalışan ve yargıtay kararı ile karayollarının asıl işçileri oldukları tesbit edilen taşeron işçileri 3 yıldır hükümetle anlaştık/anlaşacağız,torba kanunda kadro verilecek/veriyorlar alacak davaları kazandık/kazanacağız diye oyalayan ve  bu süreçde karayollarını icraya veremeyen,avrupa insan hakları mahkemesine ve anayasa mahkemesine dava açamayan yol-iş sendikası sonunda hükümetle anlaşamadığını mahkeme kararlarını uygulatamadığını kabul ederek teslimiyetçi bir anlayışla (ÖYLE BİR EYLEM OLACAK Kİ HERKES GÖRECEK DİYEN RAMAZAN AĞAR'A RAĞMEN) 24 Kasımda Ankara'da basın açıklaması yapacağını duyurdu.


Böyle uyduruk işçilerin gazını almaya onları kandırmaya yönelik bir basın açıklamasına taşeron işçiler gitmeseler yol-iş bakın siz gelmediniz de ondan hakkımızı almadık diyecek.Taşeron işçiler Ankara da basın açıklamasına gitseler yol-iş in ağaları  bir saatlik konuşma sonrasında taşeron işçileri geri dönmeye zorlanacaklar.


Karayollarını müteahhitlere peşkeş çeken anlayışı yol-iş in gizli gizli desteklediği,hükümete karşı duramadığı,toplu iş sözleşmesi ve mahkeme kararlarının uygulanmamasını kabul ettiği artık açıkça belli oldu.

Yolsuzluk dosyaları yargıtay da olan yol-iş ağalarından işçilerin haklarını almadan Ankara dan dönülmeyeceği yönünde bir karar almayacaklarını bizler biliyorduk,şimdi tüm işçiler bu sendikanın gerçek yüzü ile tanışma fırsatını yakaladılar.

Yol-iş de süren seçimlerde yapılan hukuksuzluklar yanında taşeron işçilerin sorunlarına çare olunmaması alacak davalarının bitirilememesi 2.skala işçilerinin ve kadrolu bir çok işçinin yol-iş den ciddi rahatsızlık duyması nedeniyle istifaların başlamış olması yol-iş i bir belirsizliğe hızla sürüklüyor.Dağılmanın eşiğinde olan yol-iş de önümüzdeki günlerde vahim gelişmeler yaşanacağını düşünüyorum.


Taşeron işçiler Ankara ya kadro almadan dönmeyeceğiz diye gelirlerse bu gücün karşısında hiç kimse duramaz.Karayollarının öncü işçileri haydi göreve.



DİRENİR ALIRSIN YA DA DİLENMEYE YÜZÜN OLMAZ !


Karayollarının asıl işçisi oldukları Yargıtay tarafından onanan karayolları taşeron işçilerinin mahkeme kararları yaklaşık olarak dört yıldır uygulanmıyor.İşveren –sendika ortak girişimi  bugüne  kadar karayollarında çalışan taşeron işçileri oyaladılar,haklarını vermediler.

Karayollarında çalışan taşeron işçilerin işverenden yaklaşık olarak 2 katrilyon lira’nın üzerinde bir alacakları var.İş mahkemelerinin karara bağladığı alacak davaları çeşitli nedenlerle Yargıtay tarafından kısa bir süre önce bozuldu,alacak davaları yeniden görülecek.Çeşitli sebeplerle karayollarında çalışırken iş’ten ayrılmış veya emekli olmuş onlarca karayolları taşeron işçisi de kendi açtıkları alacak davalarının sonuçları üzerinden paralarını aldılar.Bir kısım karayolları taşeron işçisi ise davaları kazanmalarına rağmen çeşitli sebeplerle ya işveren tarafından ya kendiliğinden iş’ten ayrıldılar ve haklarının peşini bıraktılar/bırakmaya zorlandılar.Hala karayollarında çalışan taşeron işçiler ise işveren tarafından işlerinden ayrılmaya zorlanıyor/zorlanacaklar.

Taşeron işçilerin durumu yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal durumunda.Karayollarında en fazla üyeye sahip yol-iş sendikasının Genel başkanı Trabzon şube genel kurulunda taşeron işçilere şöyle seslenmiş “ 15 kasım a kadar hükümetten kadro konusunda bir adım gelmezse Ankara da karayolları genel müdürlüğü önünde öyle bir eylem yapacağız ki ,nasıl bir eylem olduğunu o zaman görecekler” demişti.Zaman su gibi akıp gidiyor.Hep birlikte göreceğiz Yol-iş başkanı Ramazan AĞAR sözünün erimi yoksa yalancı bir sendikacımı anlayacağız.

Yol-iş başkanının dosyası bir hayli kabarık .Yargıtay ceza daireleri genel kurulunda yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları ile yargılanmaya devam ediliyor olması hükümete kafa tutacak bir eylem yapma kararı alamayacağı iddiamızı güçlendiriyor.Bugüne kadar yol-iş başkanının yaptıkları da yapacaklarının açık göstergesi diye düşünüyorum.Hükümetle anlaştık diyerek teşekkür faksları çektiren,torba yasada kadro için anlaştık diyen,Trabzon şube kongresinde bir sendika bunu yapmamalı ama hükümetle 1500 tl ‘ ye anlaştık diyen fakat  sözleri  hep gerçekleşmeyen bir sendikacıdan yürekli bir eylem kararı beklenemez.

Yol-iş taşeron işçilerin gazlarını almak adına 15 şubat da Ankara da yaptığı gibi bir eylem kararı alır ve bunu gerçekleştirmeye çalışırsa taşeron işçiler bu eyleme destek vermezler ve bu eylem taşeron işçilerin kadro alma hayallerinin sonu olur.Eğer yol-iş Ankara dan kadro almadan dönülmeyecek diye bir eylem kararı alır ve uygularsa hepimiz sonuna kadar destekleriz.Ancak bunun olacağına hiç ihtimal vermiyorum.Bir şekilde eylem kararı alınır ve  kadro almadan dönmeme kararlılığı gösterilirse “taşeron işçiler haklarına kavuşurlar”

 

Karayollarında çalışan taşeron işçilerin haklarını almak için yapabilecekleri “ DİRENMEK,HAKLARINA KAVUŞUNCAYA KADAR EYLEME DEVAM ETMEKTİR.” Bu uğurda verecekleri mücadelede karayolları taşeron işçileri asla yalnız yürümeyecektir.YAŞASIN SINIF DAYANIŞMASI.


DEVRİMCİ YAPI İŞ GENEL BAŞKANI VE GENEL SEKRETERİ ÇALIŞMA BAKANLIĞI ÖNÜNDE GÖZALTINA ALINDI.İŞ CİNAYETLERİNİ PROTESTO EDEN SENDİKAMIZ ÜYELERİ ÇALIŞMA BAKANLIĞINI MÜHÜRLEDİ.



İŞÇİLERİN CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAYAN ÇALIŞMA
BAKANLIĞI SENDİKAMIZCA MÜHÜRLENDİ



Yusuf Erdinç karayolu işçilerine sesleniyor

Yusuf Erdinç: Sendika ağalarının çarkını kırmak, mücadeleci sendikacılık yapmak için adayız!

Yol-İş 1 No’lu Kayseri Şube Genel Kurulu öncesi Nevşehir’de yapılan delege seçimlerinden başarıyla çıkan Yusuf Erdinç ve ekibi, devrimci sınıf sendikacılığı bayrağını Kayseri genel kurulunda dalgalandırmaya hazırlanıyor.


Karayolu işçilerine seslenen Erdinç, karayolu işçilerinin haklarını alması ve geleceğinin kararmaması için, taşeronluk köleliğine son vermek için, karayolu işçisinin gücünü göstermek için, mücadeleyi büyütmek, karayolu işçilerini birleştirmek için, karayolu işçilerinin seçilme hakkının önündeki barajları yıkmak için karayolu işçisinin örgütlü mücadelesini büyütmek için aday olduklarını belirtiyor.  

Yusuf Erdinç’in Yol-İş 1 No’lu Kayseri Şube Genel Kurulu öncü delegeleri adına yaptığı çağrı şöyle:

 

“Sendika ağalarının çarkını kırmak, mücadeleci sendikacılık yapmak için adayız!

Yol-İş Sendikası Kayseri 1 No’lu Şube’mizin 10. Olağan Genel Kurulu 16 Kasım Pazar günü yapılacak. Genel kurulda iki liste, iki anlayış yarışacak. Karayollarında yaşanan taşeronluk köleliği, özelleştirme saldırısına karşı ‘çözüm mücadelededir’ diyen bizlerin listesi ile, özelleştirme ve taşeronlaştırmaya boyun eğerek, uzlaşmacılığı meslek edinerek sendikacılık yapan Adem Özokutan’ın listesi yarışacak.

Ağır yenilgi aldığı Pınarbaşı delege seçimlerini, genel merkezinde desteğini alarak iptal ettiren Adem Özokutan’ı ve ekibini tanıyoruz. Onlar, işverenle, taşeron patronlarıyla eş güdüm içinde çalıştılar. Ne işvereni, ne de taşeron patronlarını hiç üzmediler. Yıllarca taşeron işçilerin sendikasız çalışmasına göz yumdular. Profesyonel sendikacılıkları tehlikeye düşünce, taşeron işçilerini sendikaya üye yaptılar. Üye yaparken taşeron işçiye kadro sözü verdiler. Taşeron işçiler toplu sözleşmeye dahil olacaklarını söylediler. Ardından da tüm bu sözlerini yalayıp, yuttular.

Bizleri mücadelemizden tanırsınız. Yaptıklarımızın tanığı sizlersiniz. Sendika seçimlerinden önce de, sonra da bulunduğumuz her yerde mücadele bayrağını hep yükseklerde tuttuk.  


Her gün karayolu işçilerinin mücadele birliğini sağlamak için, birleşen karayolu işçilerin yenilmezliğini göstermek için, taşeronluk köleliğinin son bulması için bedel ödemeyi göze aldık. Mücadele ettiği için sürgünlere maruz kaldığı halde bir an olsun sarsılmayan Şinasi Topçu’dan çok şey öğrendik.

2004 yılında taşeron işçilerinin sendikaya üye olmalarının önünde hiçbir engel olmadığını anlatmak için Karayolları 6. Bölge işçileriyle Pınarbaşı’nda, Develi’de, Yozgat’ta ve tüm şubelerde yapılan toplantılara önderlik ettik. Taşeronluk köleliğinin, özelleştirme saldırısının kıskacındaki karayolu işçilerinin mücadelesini büyütmek için, Kayseri’de ‘Taşeron İşçiliğine Karşı Mücadele Sempozyumu’nu gerçekleştirdik. Karayolu işçisinin kürsüsü olan ‘Karayolu İşçi Bülteni’ adlı işçi gazetesini çıkardık.   

Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır. Karayolu işçilerinin haklarını alması ve geleceğinin kararmaması için, taşeronluk köleliğine son vermek için, karayolu işçisinin gücünü göstermek için, mücadeleyi büyütmek, karayolu işçilerini birleştirmek için, karayolu işçilerinin seçilme hakkının önündeki barajları yıkmak için karayolu işçisinin örgütlü mücadelesini büyütmek için adayız.  

Kendi ikballeri için, karayolu işçisinin geleceğini karartan, sendikamızda ağalık düzeni kuran Ademler’in saltanatını yıkmak, yemede sonuncu, içmede sonuncu, fedakarlıkta birinci olmak için aday olan bizleri yönetime taşımak her onurlu delegenin görevidir.

İletişim adresi: 67 Şube Şefliği / Nevşehir
İletişim telefonu:
 0 536 474 60 39”





DİSK/DEVRİMCİ YAPI İŞÇİLERİ SENDİKASI AKDENİZ BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ'NİN YAPTIĞI BASIN AÇIKLAMASI

01.11.2014- 11.00

"HAK VERİLMEZ ALINIR"


Karayollarında çalışan taşeron işçilerin "Karayollarının asıl işçileri" olduklarına karar veren Yargıtay kararı 39 aydır uygulanmamaktadır.Taşeron işçiler asıl işçi olmalarına rağmen mahkeme kararlarına rağmen toplu iş sözleşmesinden faydalandırılmamaktadır.Örgütlü oldukları sendikanın işverenle anlaşma yaptık/yapıyoruz,torba kanunda kadro vereceğiz/verecekler,kasım ayında yeni kanun gelecek söylemleri ile oyaladığı taşeron işçiler "eylem yaparsak iş' ten atarlar korkuları" ile sessiz kalmaya kendilerine uygulanan haksızlıklar karşısında suskun kalmaya devam etmektedir.Bu bir kısır döngüdür.Yılmaz ÖZDİL in dediği gibi "Korku imparatorluğunun ekonomi modeli birbirini besler.Ne kadar korku o kadar taşeron.Ne kadar taşeron o kadar korku'dur."



Hak verilmez alınır parolasıyla mücadele etmeyen/edemeyen taşeron işçiler için yolun sonu çok uzak değildir.Karayollarında çalışan taşeron işçilerden bir çoğu çeşitli sebeplerle iş ten çıkarılmış/çıkarılmaktadır.Şeflerin iki dudağı arasında çalışmanın sonu yoktur.Yol güvenliği açısından da geçen kış ayında gördüğümüz gibi yüzlerce yurttaşımız elim trafik kazalarında ya engelli kalmakta ya da ölümle tanışmaktadır.Taşeron firmalar kar etmek uğruna yeterli ekipman ve makina parkını kış mücadelesinde ya kullanmamaktadır ya da kullanmama gayreti göstermemektedir.

Kış mevsimi karayolları işçilerinin zorluklara çetin doğa koşullarına karşı koydukları ve mücadeleyi yükseltecekleri fırsatları beraberinde getirmektedir.Özelleştirmeye,özelleştirmenin diğer bir uygulaması Taşeronlaşmaya,2.skalaya karşı direniş mevsimi karayolları işçileri için kış'dır.Haklarımızı vermeyenlerin canlarını acıtacak eylemlere başlamanın zamanı gelmişdir.Bizler eylemlerimizi kırarak,dökerek değil üretimden gelen gücümüzü kullanarak yapmalıyız/yapacağız."Başbakan sayın Ahmet DAVUTOĞLU " Ermenek madenlerinde biz işçilere; "İŞÇİLER HAKLARINA SAHİP ÇIKSINLAR,HAKLARININ PEŞİNİ BIRAKMASINLAR " diye verdiği tavsiyeye uyacağız ve haklarımızın peşini asla bırakmayacağız.

Biz direneceğiz,dayaksa dayak,gazsa gaz yiyeceğiz ama haklarımızı kimseye yedirtmeyeceğiz.DİSK/Devrimci yapı iş sendikası olarak mücadelemizi yoğunlaştıracağız,derinleştireceğiz.Karayollarının gerçek sahibi işçileri rant uğruna taşerona devredenlerden hesap soracağız.Yaşasın karayolları işçileri, yaşasın emekçiler ve dostları.

RAMAZAN AĞAR'IN TRABZON KONUŞMASI








Kayseri İşçi Derneği İş cinayetlerine karşı mücadele çağrısını yükseltti.




Bugün saat 15’de Kayseri İşçi Derneği Ermenek’te ve Isparta da yaşanan iş cinayetleriyle ilgili basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını Kayseri İşçi Derneği Yöneticisi Ahmet Çakır okudu. Ahmet Çakır,son süreçte yaşanan iş cinayetlerine değinerek; “Son bir ay içinde yüreğimizi yakan iş cinayetleri yaşandı. Torunlar İnşaat’ın rezidans yapımında 10 işçi kâr hırsı, ihmal ve vurdumduymazlık sonucu asansörde yaşamını yitirdi. TOKİ Emlak Konutları yapan Egemen İnşat şirketi bünyesinde çalışan bir işçi iş cinayetinin kurbanı oldu. 


Karaman'ın Ermenek İlçesi'ne bağlı Pamuklu Köyü yakınlarındaki özel şirkete ait kömür ocağıydı. 18 işçi kardeşimizden hala haber yok. Bu kadar zaman geçtikten sonra kurtulmaları bir mucize olacak. Isparta’nın Yalvaç ilçesinde elma işçilerini taşıyan midibüsün şarampole yuvarlanması sonucu 17 kişi öldü, 28 kişi yaralandı.” dedi.


Kazadan yaralı kurtulan bir işçinin “Dayıbaşı ne kadar fazla adam götürürse o kadar para kazanacağı için midibüse fazla yolcu bindiriyor’’ dediğini belirten Çakır; “Bu tablo kar hırsı için insan hayatını hiçe sayan Dayıbaşlarının tek başına yarattığı bir tablo değildir. Bu tablo, işçi sağlığı ve güvenliğini hiçe sayan “kar için her yol mübah” anlayışıyla hareket eden sömürücü, asalak kapitalistlerin egemen olduğu düzenin yarattığı tablodur” dedi.


Maden patronunun kar hırsıyla hareket ettiğini belirten Çakır; “Ermenek’teki madenin sahibi, Soma'da yaşanan maden faciasının ardından çıkarılan maden güvenliği düzenlemesi nedeniyle artan maliyetleri sebep gösterek 130'dan fazla işçiyi işten çıkardı ve madeni kapatmak istemişti. Maden patronu ile masaya oturan işçiler yemek ve servis haklarından vazgeçmeyi kabul etti ve bu sayede maden işlemeye devam etti. İşçiler evden getirdikleri kumanyaları dışarıda değil maden içinde yemeğe başladılar” dedi.

 

“Yaşanan bu iş cinayetlerinin sorumlularını biz biliyoruz” diyen Çakır; “Çalışma yaşamı ve işçi sağlığı ve işçi güvenliği ile ilgili düzenlemeleri, bu alanla ilgili emek ve meslek örgütlerinin önerilerini dikkate almayan, kar hırsıyla yanıp tutuşan, işçi sağlığı ve işçi güvenliği için alınması gereken önlemleri gereksiz masraf sayan maden patronları iş cinayetlerinin sorumlusudurlar. 


Yaşanan iş cinayetleri 100 bin çalışan başına ölümlü iş kazalarında Avrupa‘da birinci, dünyada üçüncü sıraya taşıyan, işçi sağlığı ve işçi güvenliğini değil, maden patronlarının daha fazla kar etmesi için çabalayan AKP iktidarının eseridir!” dedi.


İş cinayetlerine karşı mücadele çağrısı yapan Çakır; “Kömür ocaklarında çalışma koşullarının içler acısı durumu, iş cinayetlerinin bu kadar yoğunlaşmasının temel nedenidir. Bu koşulları değiştirmek için gerekli olan mücadeledir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınması, ağır ve tehlikeli işkolu yönetmeliğinin uygulanması, sigortaların taşeron değil ana firma tarafından ve alınan ücret üzerinden ödenmesi, çalışma saatlerinin düşürülmesi, zorunlu fazla mesailerin kaldırılması için, taşeronlaştırmanın yasaklanması için, yapılması gereken işçilerin, emekçilerin, gençlerin birleşik mücadelesini büyütmektir. Bu mücadele verilmeden ölümler durmayacaktır” dedi. Basın açıklamasına yaklaşık yirmi beş emekçi katıldı.



  • E-Bülten

  • Hava Durumu

  • Müzik Yayını

    828779 Ziyaretçi