E-Bülten

Hava Durumu

Döviz

1 $ = 2,14 TL
1 € = 2,87 TL
738701 Ziyaretçi

DİLENENLER DEĞİL,DİRENENLER KAZANACAK.

SON DAKİKA :

TBMM Genel Kurulu, 5 günlük bayram tatilinin ardından 2 milletvekilinin katılımı ile açıldı. Başkanlık divanı teşekkül etmediği için Genel Kurul yeniden kapandı.

Bayram tatili nedeniyle kapanan ve 5 günlük tatilin ardından Meclis Başkanvekili Meral Akşener başkanlığında bugün açılan Genel Kurul’da MHP Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz ve CHP Ankara Milletvekili Levent Gök hazır bulundu. Oturumu açan Meral Akşener, başkanlık divanı teşekkül etmediği için alınan karar gereği 4 Ağustos Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapattı.

Genel Kurul’da bulunan Kemalettin Yılmaz ve Levent Gök, salonda bulunan kavas ve stenograflarla bayramlaştıktan sonra Başkanvekili Meral Akşener ve divan görevlileri ile bayramlaşarak salondan ayrıldı.

İLDENİZ GÜNYELİ/Haklarımızı ancak mücadele ile kazanabiliriz

Soma maden cinayetinden önceki konumumuzu hatırlayarak  mücadelemize kaldığımız yerden devam etmeliyiz.Soma cinayetinden sonra hükümet  esasen maden işçileri için düzenleme yapmaya karar vermek zorunda kalmıştı.Maden cinayetinde 301 işçinin ölmesi toplumda büyük bir tepki oluşturmuş bunun üzerine akp kurmayları günü kurtarmak uğruna yeni yasal düzenleme sözü vermişti.

Soma cinayetinden önce taşeron işçiler hükümetin gündeminde bile değildi.Madencilerin geride kalan yakınları için hazırlanacak yasaya son dakika da sendikalarında çabasıyla taşeron işçiler için yeni düzenlemelerde girdi.Taşeron işçiler için 3 yıllık sözleşme,kıdem tazminatı hakkı,yıllık izin hakkı,maaşların asıl işverenin güvencesinde olması  ve asıl iş kolunda hizmet alınacak işlerin çalışma bakanlığınca  belirlenecek olması taşeron yasasının yazının yazıldığı tarihe kadar kabul edilmiş bölümleridir.

Karayolları taşeron işçileri açısından ise torba yasada henüz bir düzenleme yapılmış değil.Yol-iş sendikası ‘nın yönetim kademesinden iletilen ve bazı sosyal paylaşım platformlarından paylaşılan haberlere göre ise çalışma bakanlığı torba kanunun son günü vereceği önerge ile karayollarında yargıtay kararı ile kadro hakkı kazanmış taşeron işçilere kadro verilmesinin yolunu açacak.Bu haberlerin gerçeği yansıtmadığını ve özelleştirme politikalarını benimsemiş  hükümetin böyle bir kadro vermeyeceğini düşünüyorum.Kadro vermenin önünde 3 tane engel bulunuyor:

1-Hükümet karayollarını özelleştirken kadrolu işçi almaz.

2-Karayolları taşeron işçilerine kadro verilmesi halinde muvazaa davası kazanmış diğer taşeron işçilerinde kadro hakkı kazanmasının önünün açılacak olması.

3-Kpss sınavını kazanmış binlerce işçi adayı varken mahkeme kararı ile kadro almanın önünün açılmasını kabul etmezler.

Kadro almanın en etkili yolu taşeron işçilerin güçlerinin farkına varmaları ve birlikte hareket etmeleri nin yolunu bulmaları ile mümkündür.Taşeron işçileri örgütleyen mevcut sendikaların taşeron işçileri taşıyabilecek ve ileriye götürebilecek iradesi ve isteği yoktur.Bu nedenle de onlarca taşeron işçi derneği kurulmakta ve örgütlenmektedirler.Taşeron işçilik giderek çoğalacak ve emek sömürüsünün yeni sömürü şekli elbet bir müddet daha artarak devam edecektir.Olası bir ekonomik krizin beklendiği ülkemiz şartlarında taşeron işçiliğin çoğalacağını işsizliğin artacağını söylemek falcılık olmasa gerektir.

Karayolları taşeron  işçileri asla Yargıtay ın verdiği kadro hakkından ve alacak davalarından vazgeçmeden mücadele etmeye devam etmelidirler.Esasen yapılması gereken Anayasa mahkemesine başvurularak yargı kararının uygulanmasını istemek,alacak davalarını icraya vermek,işe iade davalarında kazanılan 8 brüt maaş alacaklarını icraen tahsil etmektir.Yol-iş sendikası davaların kazanıldığı ilk günden beri masa başı çözüm dışında başka bir yöntemi deneyecek gücü kendisinde görememiştir.Ankara da yapılan işçilerin tepkilerini azaltmak için yapılan göstermelik eylemler de soruna çare olamamıştır.Yol-iş yönetimi 5 yıl daha yönetimde kalmak uğruna karayollarının özelleştirmesine seyirci kalmaya devam etmektedir.Özel idarelerden belediyelere devredilen yol-iş üyesi 12000 işçi ise bayram sonunda yeni kurumlarında işbaşı yapmanın hazırlığını yapmaktadır.Değişik kurumlara gönderilecek olan işçiler nedeniyle yol-iş in üye sayısı da hızla azalmaya devam edecektir.Ayrıca torba yasanın karayolları işçilerine diğer bir sürprizi ise otoyol ve köprülerin yeni bir yasayla özelleştirilecek olmasıdır.Torba yasa meclisten geçtikten sonra yol-iş yönetimi kendi seçimleri bitene kadar taşeron işçileri alacaklarınız ödeniyor diye bekletmeye ve oyalamaya devam edecektir.Yol-iş küçültülmeye ve daha kolay yönetilmeye hazır hale getirilmeye çalışılmaktadır.Sendikanın mevcut mal varlığının da hızla azaltılacağını bugünden bellidir.

Karayollarında çalışan işçiler artık uyanın.Altınızda ki minder tutuştu.Ya minderi terk edersiniz ya da minderi yangından kurtarmak için harekete geçersiniz.Unutmayın işçiler haklarını ancak mücadele ederek kazanırlar.



YILDIRIM KOÇ/ Sıradan bir işçi nasıl davranır

İşçi sınıfı "sıradan işçi"lerden oluşur. Bu nedenle, işçi sınıfı ve sendikacılık hareketinin durumunu ve gelişimini anlamada, "sıradan işçi"yi tanımak son derece önemlidir.

İnsanlar ve günümüzde insanların giderek daha büyük bir bölümünü oluşturan "sıradan işçi"ler, doğal olarak, günün koşullarına göre iyi bir hayat sürmeyi amaçlarlar.

İşçi, işgücünü satarak geçimini sağlayabilen kişidir. Bu işgücünü yaşanılan dönemin koşullarına göre "iyi bir ücret" karşılığında satabilmeyi, iş dışında kendisine ve ailesine de zaman ayırabilmeyi, işsizlik korkusu yaşamamayı, işte ve iş dışında sağlığını koruyabilmeyi ve itilip kakılmamayı amaçlar.

"Sıradan işçi" bunların sağlandığı koşullarda hayatından memnundur.

"SIRADAN İŞÇİ" NE ZAMAN HAREKETE GEÇER?

"Sıradan işçi" için sömürülüp sömürülmemek önemli değildir.

Yaşama ve çalışma koşulları kendisine göre iyiyse, iyileşiyorsa veya iyileşme umudu varsa, "sıradan işçi"nin işverenine, sermayedar sınıfa, hükümete, devlete ve (eğer örgütlüyse) sendika yönetimine karşı tavrı olumsuz değildir. İşçinin ürettiği değere başkaları tarafından el konması, gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik, gelecekte ortaya çıkabilecek sorunlar ve demokrasi ve bağımsızlık konuları bile gözardı edilir.

İçinde yaşanan düzen, ülkenin ve dünyanın koşulları "sıradan işçi"yi memnun edebiliyorsa, düzen dışı veya karşıtı görüş, örgütlenme ve mücadeleler, "sıradan işçi" açısından çekici değildir; hatta tehlikelidir. "Sıradan işçi" hayatından memnun olduğu sürece, düzenin savunucusudur.

Kritik soru, mevcut düzenin "sıradan işçi"yi memnun edip etmemesidir.

Bugünkü koşullar düne göre daha iyiyse; "sıradan işçi"nin bugünkü koşulları, çevresindeki diğer insanların durumuna göre iyiceyse; işler iyi gidiyor ve daha da iyileşeceğe benziyorsa; hiç bir kimse, hiç bir örgüt, "sıradan işçi"nin rahatını bozamaz; onu sömürüye, anti-demokratik düzenleme ve uygulamalara, vb. karşı harekete geçiremez. Doğal olan ve yaşanan da budur.

"Sıradan işçi"nin rahatını, canına, temel değerlerine, malına-mülküne, geçimine, yaşama ve çalışma koşullarına yönelik ciddi tehdit veya saldırı bozar. Ancak bu rahat kaçtığında, işçilik bilincinin, sınıf bilincinin ve bunun da ötesinde düzen-karşıtı bilincin gelişmesinin koşulları ortaya çıkar.

"Sıradan işçi" ancak hayat onu zorladığında ve ona başka çıkış yolu bırakmadığında, rahatını bozarak, elindekini yitirmemek için örgütlenmeyi ve çeşitli biçimlerde mücadeleye girmeyi kabullenir.

"SIRADAN İŞÇİ" ÇARESİZ KALINCA KÖKLÜ ÇARE ARAR

"Sıradan işçi" sorun çözmeye kalktığında önce en risksiz, en kolay, en az özveri isteyen yollara başvurur. İşverene yaranmak, iktidardaki siyasal partiden yardım istemek, bir cemaate veya tarikata kapılanmak, etnik kimliği veya hemşehrilik ilişkisini kullanmak en yaygın yöntemlerdir. Ancak mevcut düzen içinde bu yollarla sorun çözebilenlerin sayısı sınırlıdır. Ayrıca rahatsızlığın yaygınlaştığı ve geniş kitleleri kapsadığı durumlarda, bu yöntemler, "sıradan işçi"nin kendi çevresinden tecrit edilmesi sonucunu da doğurabilir. Rahatı kaçan, canı yanan, oturduğu minder tutuşan ve rahatının daha da kaçacağından korkan "sıradan işçi", bu koşullarda, adım adım, işverene ve ardından da sermayedar sınıfa karşı tavır almaya başlar. Sınıf kimliği ve bilincinin ön plana çıkması, örgütlenme, çeşitli biçimlerde mücadele ve diğer işçilerle dayanışma ancak bu noktadan sonra gündeme gelir.

"Sıradan işçi"nin mevcut düzen içinde çaresiz kalacağı günlere doğru ilerliyoruz.

TEMMUZ AYI SENDİKALI İŞÇİ SAYILARI AÇIKLANDI YOL-İŞ HIZLA ÜYE KAYBETMEYE  DEVAM EDİYOR

 Çalışma Bakanlığı Temmuz 2014 istatistiklerini yayınladı.Açıklanan rakamlara göre inşaat işkolunda faaliyet gösteren yol-iş sendikası 1171 üye işçisini kaybetti.
    Aynı işkolunda faaliyet gösteren Devrimci yapı-iş sendikası ise üye sayısını 140 artırırken yeni kurulan pak-iş sendikasının  üye sayısının 243 olduğu açıklandı.İnşaat işkolunda çalışan 
1 655 772 işçiden sadece 40660 işçinin sendikalı olduğu düşünülürse emek sömürüsünün ne boyutta olduğu anlaşılabilir.



    
     
Mücadeleci İşçi Önderi Kemal Türkler’i Unutmayacağız

Kemal Türkler, yaşamını, işçi sınıfının örgütlenmesine ve insanca yaşanacak bir dünya kurma mücadelesine adadı. Onun yaşamı direnişler, grevler ve mücadeleyle doluydu. Önderliğini yaptığı Maden-İş ve DİSK o dönemde işçilerin mücadele örgütleriydi. Patronlar sınıfının dayattığı uzlaşmacı sendikacılık anlayışına karşı işçilerin büyük bir güvenle sahip çıktıkları mücadeleci sendikalardı.


Sebahat Türkler, eşi Kemal Türkler’i İşçi Dayanışması’­na şu sözlerle anlatmıştı: “Sadece işyerlerinde değil, sokakta, alışverişte, sahilde, her yerde etrafımızı işçiler sarardı. İşçilerle çalışıyor, onlarla birlikteyken çok mutlu oluyordu. Hiç gösteriş düşkünü olmadı, iki buçuk yıl boyunca sendikadan tek kuruş para da almadı.”

DİSK’in unutulmaz önderi Kemal Türkler’in katledilmesinin üzerinden 34 yıl geçti. İşçi sınıfının yükselen mücadelesinin önünü kesmeye çalışan patronlar sınıfı Türkler’i ortadan kaldırmak istiyorlardı. Nitekim MHP’li faşist çeteler 22 Temmuz 1980’de Türkler’i katlettiler. Sömürü düzeninin sahipleri, Türkler’in katilinin yargılanmasını engellediler. Kemal Türkler’in katili yargılanmadan ve işçi sınıfına karşı işlediği bu suçun cezasını çekmeden öldü. Türkler’in esas katili sermaye sınıfıdır ve işçi sınıfı nihai hesabı elbet ondan soracaktır.

Kemal Türkler, yaşamını, işçi sınıfının örgütlenmesine ve insanca yaşanacak bir dünya kurma mücadelesine adadı. Onun yaşamı direnişler, grevler ve mücadeleyle doluydu. Önderliğini yaptığı Maden-İş ve DİSK o dönemde işçilerin mücadele örgütleriydi. Patronlar sınıfının dayattığı uzlaşmacı sendikacılık anlayışına karşı işçilerin büyük bir güvenle sahip çıktıkları mücadeleci sendikalardı. Elbette bunda Türkler’in ve mücadele arkadaşlarının payı büyüktü. Bu nedenle böylesi mücadeleci işçi önderlerinin hatırlanması ve yaşamlarından dersler çıkarılması, bugünün genç işçi kuşakları için büyük önem taşıyor.

Kemal Türkler, 1951’de Maden-İş Sendikası’na üye olarak sendikal örgütlenme içinde yerini aldı. 1954’te Maden-İş genel başkanlığına getirilen Türkler, sınıf içerisinde örgütlenme çalışmalarına hız vererek Maden-İş’in örgütlülüğünün tüm ülkeye yayılmasında önemli bir rol oynadı. Maden-İş, o gün üyesi olduğu Türk-İş içinde öne çıkmaya başladı.

Kavel işçilerinin 1963’te başlattığı direniş sırasında işçilerin başındaydı Türkler. Kemal Türkler, bu yıllarda Türk-İş yönetiminin grevlere karşı takındığı patron yanlısı tavrı ve sendikal anlayışı eleştiriyordu. Türk-İş, Paşabahçe grevini desteklemeyerek işçileri yalnız bırakmıştı. Bunun üzerine Kemal Türkler, daha mücadeleci bir sendikal anlayışı savunan diğer arkadaşlarıyla birlikte Türk-İş’ten koparak yeni bir sendikal birlik oluşturma sürecini hızlandırdı. 13 Şubat 1967’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu.

Mücadeleci sınıf sendikacılığı anlayışını yükselten DİSK, hem patronlar sınıfını hem de işbirlikçi Türk-İş yönetimini ürkütmüştü. Bu nedenle DİSK kapatılmak istendi. Ancak 150 bin işçinin 15-16 Haziran 1970’te iki gün boyunca direnişe geçerek DİSK’i sahiplenmesi, sendikanın kapatılmasını engellemişti.

50 yıldan beri kutlanamayan ve işçi sınıfına unutturulmak istenen 1 Mayıs’ın 1976 yılında açık alanda kitlesel olarak kutlanmasında, o dönemde DİSK’in Genel Başkanı olan Kemal Türkler’in önemli bir rolü oldu. Yüz binlerin katıldığı 1977 1 Mayısı’nın örgütlenmesinde ise Kemal Türkler’in rolü yine önemliydi. Ancak o yılın sonunda yapılan DİSK genel kurulunda Türkler, CHP’li sendikacıların ve bazı reformist solcuların manevraları sonucu genel başkanlığa seçilemedi. Fakat Türkler, Maden-İş Genel Başkanı olarak çalışmalarını sürdürecekti. Ancak yükselen devrimci işçi hareketini bastırmak isteyen patronlar sınıfı, işçi sınıfının bu çalışkan, dürüst ve mücadeleci önderini katletti.

Sebahat Türkler, eşi Kemal Türkler’i İşçi Dayanışması’­na şu sözlerle anlatmıştı: “Sadece işyerlerinde değil, sokakta, alışverişte, sahilde, her yerde etrafımızı işçiler sarardı. İşçilerle çalışıyor, onlarla birlikteyken çok mutlu oluyordu. Hiç gösteriş düşkünü olmadı, iki buçuk yıl boyunca sendikadan tek kuruş para da almadı.” İşçilerin güvendiği, her daim yanında oldukları Türkler, bugünün sendikacılarına hiç benzemiyordu. Koltuklardan kalkmadan, mücadeleye girmeden, sınıfın güvenini kazanmadan işçi önderi haline gelinmiyor.

Geçmişte mücadeleci bir sendikal anlayışın açtığı yolda işçi sınıfı birçok hak kazanmıştı. Bu mücadeleci anlayış 15-16 Haziran’da kendini göstermiş ve işçi sınıfı sendikasına sahip çıkmıştı. 1 Mayıs, DGM direnişleri, MESS grevleri ve faşizme karşı verilen mücadelelerde Kemal Türkler hep ön saflardaydı.

İşçi sınıfı ne Kemal Türkler’i ne de verilen mücadeleleri unutacak! Katillerden ve kapitalist düzenden hesap elbet sorulacak ve bilinçli işçilerin önderliğinde sendikalar, yeniden gerçek birer işçi örgütü haline getirilecek!

YILDIRIM KOÇ/ İşçi sınıfı ve anti-emperyalist mücadele

15 Aralık 2009 günü başlayan 78 günlük Tekel eylemi, Türkiye işçi sınıfı tarihinin önemli mücadelelerinden biridir. Ancak bu eylemde anti-emperyalist sloganlar yoktu. Halbuki Tekel eylemine yol açan özelleştirme politikalarının sorumlusu, bu politikaları uygulayan hükümetlerin ötesinde, bu politikaları Türkiye'ye dayatan ABD ve AB emperyalizmiydi.

Benzer bir eksikliği, özelleştirmeye karşı yıllardır başarılı bir mücadele yürüten Yatağan, Kemerköy ve Yeniköy termik santralleri ile maden ocaklarında çalışan işçilerin ve sendikalarının tavrında da görüyorum.

Tekel işçileri, özelleştirmeye karşı olmaktan çok, özelleştirmenin sonuçlarına, "geçici personel" statüsüne geçirilmeye karşıydılar.

Yatağan enerji ve maden işçilerinin mücadelesi, bu açıdan bakıldığında, çok daha bilinçlidir; yıllardır özelleştirmeye karşı çıkıştır. Ancak özelleştirmenin gerçek dayatıcısı olan emperyalizme karşı çıkış eksik kalmaktadır.

Bu önemli ve başarılı eylemlerin ortak bir eksikliği daha var.

"Tekel vatandır; vatan satılmaz" yaklaşımı, işçi sınıfının sendikal mücadelesinde önemli bir aşamadır. Gerçekten de kamu kuruluşları vatandır, vatanın varlığının ana dayanaklarındandır.

ANTİ-EMPERYALİST

MÜCADELE ESASTIR

Ancak vatan yalnızca Tekel, yalnızca Yatağan değildir.

Yatağan'ın kurtuluşu, Tekel'in ve bugüne kadar yok edilen diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden kamu mülkiyetine geçirilmesi, bir kısmının da yeniden inşa edilerek üretime sokulması, ancak ve ancak açık bir anti-emperyalist mücadeleyle gerçekleştirilebilir.

Türk-İş bir dönem emperyalizme açık bir biçimde karşı çıkma bilincini ve cesaretini göstermişti.

2001 yılı sonlarında Türk-İş Genel Başkan Danışmanı görevini sürdürürken hazırladığım "Avrupa Birliği, Kıbrıs, Ermeni Soykırımı İddiaları, Azınlıklar-Bölücülük, Ege Sorunu, Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulu, IMF Programları Konularında Türkiye'den Ne İstiyor?" raporu, önce Türk-İş Yönetim Kurulu, ardından da Başkanlar Kurulu tarafından onaylanarak, Cumhurbaşkanı A.N.Sezer'e Türk-İş adına sunulmuştu.

TÜRK-İŞ YİNE EMPERYALİZME KARŞI ÇIKMALIDIR

Bu metinde Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye dayattığı politikalara açık bir biçimde karşı çıkılıyordu.

Türk-İş'in ve bazı sendikaların Avrupa Birliği'ne ilişkin en önemli belgelerinden biri, 7 Haziran 2002 günlü Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanan "Türkiye Cumhuriyeti'ni Kuran Türk Ulusuna" başlıklı bildiridir.

Bu bildiri, öğretim üyeleri, emekli askerler ve yazarların yanı sıra, Türk-İş genel merkez yöneticileri (B.Meral, H.Karakoç, M.Kumlu, S.Kılıç, Ç. Altun) ile Türk Harb-İş, Çimse-İş, T.Haber-İş, Koop-İş, Orman-İş, Demiryol-İş, Tes-İş, Yol-İş, Sağlık-İş, Ağaç-İş, Liman-İş, Tarım-İş, BASS, Teksif, Türkiye Maden-İş, Türk Metal, Şeker-İş yöneticileri tarafından da imzalandı.

Bildiri, Avrupa Birliği'nin çeşitli konulardaki tavrını sert bir biçimde eleştirdikten sonra şöyle diyordu: "Avrupa Birliği, Türk ulusunun tarihine hakaret eder; Türkiye'nin ulusal menfaatlerini görmezlikten gelen adımları atar ve terör sürecinin arkasına manevi bir destek oluştururken; ülkemizde bazı çevreler, bilinçli veya bilinçsiz Avrupa Birliği'nin saldırgan ve kötü niyetli politikalarını sürekli olarak ulusumuzun gözünden kaçırmaya ve örtmeye çalışmaktadırlar. Bu çevreler, ülkemizin Avrupa Birliği ile pazarlık gücünü kırarak, Avrupa Birliği karşısında Türkiye'yi tümüyle etkisiz bırakarak, Türkiye'nin Avrupa Birliği karşısında boyun eğer bir tutum içine girmesi için çaba sarf etmektedirler."

TAŞERONA KARŞI 100 BİN İMZA MECLİS BAŞKANLIĞI NA SUNULDU


İşçiler, Türkiye'nin 30 ilinde taşeronlaştırma ve iş cinayetlerine karşı topladıkları 100 bin imzayı Meclis’e teslim etti. Meclis komisyonlarında görüşülen torba yasaya tepki gösteren işçiler, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’le görüşerek taleplerini iletti. 
Birçok ilden gelen işçiler, topladıkları imzaları Meclis’e götürmeden önce Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan ve HDP Milletvekili Levent Tüzel'le beraber Madenci Anıtı önünde basın açıklaması yaptı. Çok sayıda işyerinden işçi temsilcileri ve sendikacaların katıldığı açıklamada işçiler “Taşeron ölümdür durdurulsun”, “İşçiler ölmesin, patronlar büyümesin” sloganlarını attı. 

TAŞERONLAŞTIRMA TORBASI
HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel de torba yasayla AKP'nin işçi katliamlarını yasal hale getirmeye çalıştığını ve kamuoyunu bu torba yasa hakkında yanıltmaya çalıştığını söyledi. Kendisinin ve partisinin taşeronlaşmaya karşı birçok teklif verdiğini ancak AKP'nin komisyonlarda bunları geçiştirdiğini vurgulayan Tüzel, "AKP sermaye sınıfının istediği taşeronlaştırmayı, Meclis'ten torba yasa olarak çıkaracak" dedi. 

30 İLDEN İMZA TAŞERONA KARŞI YAĞDI!
Basın açıklamasının ardından işçiler ve Tüzel toplanan 100 bin imzayı Meclis'e götürdü. İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Aydın,Amasya, Adıyaman, Antep, Bursa, Bolu, Balıkesir, Dersim, Diyarbakır, Çanakkale, Çorum, Eskişehir, Elazığ, Kocaeli, Gebze, Mersin, Malatya, Maraş, Kayseri, Ordu, Van, Soma, Zonguldak ve diğer illerden toplanan imzalar, Tüzel ve beraberindeki işçi heyeti tarafından Meclis Başkanı Cemil Çicek'e verildi.