Duyurular





E-Bülten

Hava Durumu

Müzik Yayını

658431 Ziyaretçi

DİLENENLER DEĞİL,DİRENENLER KAZANACAK.

SON DAKİKA: Çalışma Bakanlığında müsteşarlar düzeyinde toplantı bugün yapıldı.   "Çalışma Bakanlığı, sözde değişiklik yaparak özde değişiklik yapmayacak, kamuda çalışan taşeron işçileri kadroya almayacaktır. Kamuda çalışan taşeron işçilerin kadroya alınması, ücret ve diğer özlük haklarının sağlanması için yeni bir yasal düzenlemeye bile ihtiyaç yoktur. Mahkeme kararlarının, mevcut yasaların uygulanması yeterlidir. Artık taşeron işçileri kandırmayın."

TAŞERON YASASI MECLİSE GÖNDERİLİYOR

    Yerel seçimler öncesinde Başbakanlığa gönderilen Taşeron işçi yasası ile ilgili olarak Türk-İş ile Hükümet yetkilileri arasında pazarlıkların
sürdüğü ve bu ay içerisinde tasarının Meclis gündemine getirileceği bildirildi.

    Kamu kurumlarında çalışan ve elinde yargı kararları bulunanlar için kadro çalışması yapıldığı anlaşılıyor.Kadro verilmesi halinde sendikalara dayatılan "alacaklarınızdan vazgeçin" çağrısınına sendikaların olumlu yanıt verdiği biliniyor.Karayollarında uygulanan iki ücret skalası bulunduğu ve bu sayının artırılmaya çalışıldığı haberleride geliyor.

    Yol-iş Başkanlar kurulu sonunda alınan kararlar gereğince Yol-iş üyesi ve fiiilen karayollarının işlerinde çalışan taşeron işçilere önümüzdeki aylarda yapılmaya başlayacak şube genel kurullarında oy kullandırılmasının önünde yasal bir engel olmaması halinde oy kullandırılacak.

        Sendikalar kanunu gereğince üye olan işçilerin oy kullanmalarının önünde yasal bir engel bulunmuyor.Ancak yol-iş tüzüğünde yer alan bir maddeye göre üyelerin genel kurul kararı tarihinden önceki en az 60 gün öncesinde üye aidatı ödemiş olmaları gerekiyor.Tüzükler ise ancak genel kurullarda değiştirilebiliyor.Bu sorunu yol-iş in nasıl aşacağını ilerki günlerde göreceğiz.(YORUM : Yol-iş delege seçim yönetmeliğinde değişiklik yaparak taşeron işçilere oy kullandıracak.6356 sayılı yasada yapılan değişiklikle sendika yönetim kurullarına tüzükde değişiklik yapma  ve bunu ilk genel kurulda genel kurulun onayına sunma yetkisi verildi )
Yol-iş in tüzügündeki o madde ;


        Yol-iş sendikası yol-iş şube genel kurulları öncesinde taşeron işçilere kadro almaya ve bu moralle seçimlere gitmeyi hedefliyor.Hükümetin konfederasyonu haline getirilen Türk-İş de bu plana destek veriyor.Kadro alınmadan seçimlere gitmek ise yol-iş de sonun başlangıcı olabilir.


    "Evdeki hesap çarşıya uyarmı,uymazmı hep birlikde göreceğiz.

Yatağan işçisi engel tanımadı


    Muğla’da termik santral ve kömür ocaklarının özelleştirilmesine karşı aylardır mücadele yürüten Türkiye Maden-İş ve Tes-İş Sendikasına üye Yeniköy, Kemerköy (Milas) ve Yatağan işçilerinin kararlılığı, Ankara’da yapacakları eyleme ilişkin İçişleri Bakanlığı’nın ‘OHAL’ kararını  boşa düşürdü. Otobüsleri yolda durdurulmasına karşın işçiler kendi imkanlarıyla Ankara’ya geldiler. Toros Sokak’ta bir araya gelen işçiler, “Dişe diş, kana kan, sattırmayız Erdoğan” sloganlarıyla Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na yürüyüşe geçtiler. Bazı işçiler gaz maskeleri ve deniz gözlükleri takarak olası bir polis müdahalesine karşı hazırlıklı olduklarını gösterdiler. İşçilere, Türk-İş ve KESK’e bağlı çok sayıda sendikanın yöneticisi de destek verdi. Yatağan işçileri tüm engellemelere rağmen Ankara’ya geldi. İhale toplantısının yapıldığı Özelleştirme İdaresi’ne yürüyen işçiler, Türk-İş’i genel greve çağırdılar. Çadır kurma eyleminden vazgeçen sendikacılar ise işçilerin tepkisini çekti.

Türk İş Genel Başkanı Ergün Atalay, toplanma yerinde yaptığı konuşmada, konfederasyonun tüm gücünü bu eyleme yığması gerektiğini söyledi. İşçilere birbirlerine ve konfederasyonları Türk-İş’e güvenmeleri çağrısında bulunan Atalay, “Bu kavgayı sonuna kadar götüreceğiz” dedi.

‘İHALELER İPTAL EDİLSİN’

İşçiler Özelleştirme İdaresi’ne yaklaştıklarında ise polis barikatıyla karşılaştılar. Polis, işçilerin Özelleştirme İdaresi önünde basın açıklaması yapmalarına izin vermedi. Bunun üzerine polis barikatı önünde konuşmalar yapıldı. Tes-İş Genel Başkan Yardımcısı Hasan Tahsin Zengin okuduğu ortak basın açıklamasında “Sahip olduğumuz hakların budanmasını değil, genişletilmesini istiyoruz. hak ve kaznanımlara göz diken bir anlayışlar demokrasinin gelişemeyeceğine inanıyoruz” dedi. İşverenlere Yatağan, Yeniköy, Kemerköy ve Zonguldak Çatalağzı termik santralleri ve madenleri için teklif vermeme çağrısında bulunan Zengin, “Bu işçi sizi oralara sokmaz” dedi. Hükümete seslenerek yerel seçimler öncesi ihalelerin ertelendiğini hatırlatan Zengin, ihalelerin iptal edilmesi çağrısı yaptı.

‘İŞÇİ ÇADIR, SENDİKA MOLA DEDİ’

Öte yandan işçiler sendika yöneticilerinin basın açıklamasından sonra “Kurtuluş Parkı’nda oturarak mola veriyoruz” çağrısına tepki gösterdiler. Sendikanın kendilerini yarı yolda bıraktığını belirten işçilerden biri, “Biz buraya çadır kuracağız, diyerek geldik. Ancak polis izin vermeyince sendika da kararını değiştirdi. Biz geri dönmek istemiyoruz” dedi. İşçiler Özelleştirme İdaresi karşısında oturma eylemi başlattılar. Oturma eylemini sürdüren işçiler, ilerleyen saatlerde ihalenin yapıldığı ÖİB önüne yürümeye başladılar. Polis TOMA ve biber gazıyla işçilere saldırdı. 

POLİS SALDIRDI

Özelleştirme süreci hakkında bilgi almak için Kurtuluş Parkı'nda saat 17'ye kadar bekleyişlerini sürdüren Yatağan işçileri, bilgi almak için heyet gönderdi. Öncesinde içeri girecek heyetle beraber idare kapısına kadar yürümek isteyen işçiler polis biber gazıyla saldırdı. Polis saldırısında gazdan etkilenen işçiler, ambulansta tedaviye alındılar. Saldırının ardından Kurtuluş Parkı önündeki caddeyi trafiğe kapatan işçiler oturma eylemi yaptı. İşçiler, iş çıkışı olması vatandaşları mağdur etmemek için bekleyişlerini kaldırımda sürdürdüler. Heyetin içeriden çıkması üzerine işçiler tekrar Kurtuluş Parkı'nda toplandı. İşçiler bu sabah tekrar ÖİB önünde toplanmak üzere eylemi sonlandırdılar. 

GREİF İŞÇİLERİNE SABAH ERKEN SAATLERDE POLİS BASKINI YAPILDI


Hadımköy'de bir çuval fabrikasında üretimi durdurarak, yaklaşık 2 aydır direnişte olan Greif işçilerine, Çevik Kuvvet ekipleri sabah erken saatlerde müdahalede bulundu. Polis baskınında 91 işçinin gözaltına alındığı, 6 kişinin yaralandığı ve gözaltına alınanlardan birisinin ise çocuk olduğu belirtildi. ÇHD İstanbul Şubesi ise yaptığı açıklamada yapılan operasyonun hukuksuz olduğunu belirterek gözaltındaki işçilerin serbest bırakılmasını istedi.

Fabrika önünde bulunan Greif işçilerinin avukatlarından ÇHD üyesi Bülent Şimşek, sabah saatlerinde yapılan polis müdahalesinde 91 işçinin gözaltına alındığını ve müdahale sırasında 6 kişinin yaralandığını söyledi. Yaralılardan birinin durumunun ağır olduğunu belirten Şimşek, yaralıların Eyüp Devlet Hastanesi ve Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldığını belirtti. Gözaltına alınanlardan birisinin ise çocuk olduğu öğrenilirken 11 işçinin ise fabrika çatısına çıkarak başlattıkları direniş ise devam ediyor. İşçiler gözaltındaki arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep ederken, fabrika çevresindeki polis ablukası da sürüyor. DİSK Genel sekreteri Arzu Çerkezoğlu fabrikaya giderek işçilerle görüştü.

TÜZEL, ÇATIDA DİRENEN İŞÇİLERLE GÖRÜŞTÜ

2 aydır işgal ettikleri fabrikada direnişte olan ve sabah saatlerinde yapılan polis baskınında 91 işçinin gözaltına alındığı Hadımköy Greif Fabrikası'nda, çatıya çıkan 12 işçinin direnişi devam ediyor. HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel de fabrikaya giderek çatıda direnişlerini sürdüren işçilerle görüştü. Tüzel, çatıda 12 işçinin bulunduğunu ve işçilerin gözaltına alınan arkadaşları serbest bırakılana dek eylemlerini sürdüreceklerini belirttiklerini aktardı.

'İŞÇİLERİN YANINDA OLACAĞIZ'

Tüzel, "İşçiler gözaltındaki arkadaşlarının serbest bırakılması halinde çatıdan inebileceklerini, polisin değil işçi temsilcilerinin kendilerini indirebileceklerini söylediler. 60 günlük grev süresinde hem grevdeki işçilerle hem de yöneticilerle görüştük. Bu sorunun çözümü için ilerleme kaydedildi. Ancak fabrika yönetiminin dün itibariyle işçileri işten çıkartılması için Çalışma Bölge Müdürlüğü'ne başvurmaları sonucu polis bu sabah itibariyle işçilere saldırdı. Ve bu ilerleme de durmuştur. Gözaltında 91 işçi bulunmakta. Bu fabrika kapatılıp işçiler işten atılsa dahi işçilerin yanında olacağız. Tüm haklarını alana kadar yanlarında olacağız" dedi Tüzel, gözaltına alınan işçilerin bir an önce serbest bırakılması gerektiğini söyledi.

HADIMKÖY'de bir çuval fabrikasında üretimi durdurarak, yaklaşık 2 aydır eylem yapan işçilere, Çevik Kuvvet ekipleri sabah erken saatlerde müdahalede bulunmuştu. Müdahalenin ardından 91 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Gözaltına alınan işçiler ifadeleri alınmak üzere emniyete götürüldü. 12 işçi ise fabrikanın çatısına çıkarak eylemlerini sürdürüyor. Çevik kuvvet ekipleri fabrikanın girişini kapatarak içeri girişlere izin vermiyor.

İŞÇİLERE SU VERİLMESİNE BİLE İZİN VERİLMEDİ

Açıklamaların ardından Tüzel ile avukatlar Şimşek ve Gökmen Yeşil işçilere su ve bisküvi götürmek istedi. Ancak polis fabrikaya girişe izin vermedi. Bunun üzerine geri dönen avukatlardan Gökmen Yeşil, gazetecilere yaptığı açıklamada, şöyle konuştu:

" Uzun bir süredir çatıdalar. Su en temel ihtiyaç bu ihtiyacı karşılamak istediğimizi söyledik. Levent beyle gittik fakat suyu dahi almayacaklarını söylediler. Bunun doğru bir tavır olmayacağını söyledik. Böyle bir tavrın tarihsel bir arka planı olduğunu ifade ettik. Bu insanlar orada bekliyor. 'En azından suyu götürelim' dedik. Fakat 'Biz hiç bir şekilde suya dahi izin vermeyeceğiz' dediler, bize de tepki gösterip zorla çıkardılar. 'Biz onların karnını doyuramayız' dediler."

Öte yandan işçilere destek için fabrikada bulunan ve polis müdahalesi sırasında darp edilerek çenesi kırılan BDSP'li Murat Yıldırım da doktorların "24 saat müşahede altında tutulması gerekiyor" demesine rağmen tedavi gördüğü Eyüp Devlet Hastanesi'nde gözaltına alındı.

'91 KİŞİDEN 71'İ SERBEST BIRAKILACAK'

DİSK hukuk dairesinden avukat Necdet Okcan Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’ne ifadeleri alınan 91 kişiden 71'inin sağlık kontrollerinin ardından serbest bırakılacağını söyledi. Okcan, 20 kişinin ise savcılığa sevk edildiğini söyledi. Savcılığa sevk edilenler arasında işyeri temsilcilerinin ve fabrikada işçi olarak çalışmayan kişilerin olduğunu belirtti.
Okcan'ın verdiği bilgiye göre gözaltına alınalar emniyette susma haklarını kullandılar. İşçiler, “fabrika işgali, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali ve görevli memura mukavemet” gerekçesiyle gözaltına alınmıştı.

Öğleden sonra DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve KESK Genel Başkanı Lami Özgen de fabrikaya gelerek işçilerle görüştü. İşçiler açıklama yapan Beko’ya tepki gösterdiler. 


 TAŞERON İŞÇİLERİN YOL-İŞ ' E SÖYLEYEMEDİKLERİ


 Cengiz topel DİKBAŞ/08.04.2014  

    Hafta sonu Yol-iş sendikasının başkanlar kurulu toplanacak.Toplantının ana gündemini taşeron işçi meselesi ile önümüzdeki aylarda yapılacak olan yol-iş sendikasının seçimleri oluşturacak.


    Önümüzdeki mayıs ayından itibaren yol-iş sendikası şubeleri yeniden şube başkan ve yönetim kurullarını belirlemek üzere genel kurul kararları alacaklar.Yeni kanun gereğince şube yönetimleri beş kişiden oluşuyor.Azalan işçi sayıları nedeniyle birçok şubenin birleşmesi gündeme gelebilecek.Bu nedenle hafta sonu yapılacak toplantı sonucunda alınacak kararlar yol-iş şubeleri açısından büyük önem taşıyor. 

    Önümüzdeki dönemde yol-iş içerisindeki iktidar mücadelesinde yaşı yetmişin üzerinde olan,eleştiriler alan bazı üst yöneticiler koltuklarını kaybedecekler.Uzun zamandır Ramazan AĞAR ın gündeminde olan değişikler için şimdiden düğmeye basıldı ve hazırlıklar yürütülüyor.


    Yol-iş şube başkanlarının toplantısında gündeme gelecek taşeron işçilerle ilgili meselede ise Ramazan AĞAR ve ekibinin hükümetle görüşüyoruz,alacak davaları bitmedi,Avrupa insan hakları mahkemesine gideceğiz diye sunumda bulunması bekleniyor.

    Yol-iş şube başkanları ağızlarını açtıklarında Taşeron İşçilerine diyorlar ki;

1- Sizleri sendikaya kaydettik.

2- Mahkemeler açarak kadro hakkı kazanmanızı sağladık.

3- Alacak davalarını kazandık,yargıtay kararlarını bekliyoruz.

4- Toplu-iş sözleşmesine sizleride dahil ettirdik.

5- Ankara da 2 tane eylem organize ederek kamuoyu oluşturduk.

6- Avrupa insan hakları mahkemesinde dava açmaya hazırlanıyoruz.



 Taşeron işçilerin Yol-iş şube başkanlarına söyleyemediklerinide ben yazayım;

1- Bizleri sendikaya kaydettiğinizden beri elimize geçen maaşlarımız artmadı.Sosyal güvencelerimiz  artmadı.Sendika üyesi olduk ama bir kimlik kartı dahi vermediniz.  

2- Mahkemeler açarak kadro hakkı kazandınız.Ancak mahkeme kararları uygulanmayınca bizlere güvenmediniz , genel grev kararı alamadınız.Mahkeme kararlarımız uygulanmadığı zaman başbakan a yalvaran fakslar çekmek yerine tüm karayolcuları çalıştırmasaydınız bu sorunu çözebilirdik.

3- Alacak davalarını kazandık.Ancak alacaklarımız için icra takibi başlatmadınız.Avukatların ücretlerini tahsil edilirken bizim alacaklarımızı kadro karşılığı vermeye razı oldunuz.Halbuki kadro davası ayrı alacak davası ayrı olduğunu sizlerde biliyorsunuz.Bir arkadaşımız dahi alacağından vazgeçmezse bu planınızın hukuken yatacağını bilmezmisiniz ?

4- Toplu iş sözleşmesine bizleride dahil ettinizde ne oldu ? Madem biz sendika üyesiyiz madem bizde toplu iş sözleşmesinden faydalamamız gerekiyor neden toplu iş sözleşmesi uygulanmazken sessiz kalıyorsunuz ? Toplu iş sözleşmesinin uygulanmaması grev nedeni değil mi?

5- Ankara da iki eylem yaptırdınız.İlk eyleme geldik 10 dakika konuştunuz sonra otobüslerle geri döndük.Yapılan eylem pratik ve yerinde bir eylem değildi.İkinci eylem de ise 50 bin kişiyi adeta susturdunuz.Yargı kararlarını uygulamayan hükümeti eleştirecek tek konuşma yapmadınız.Bizler adına konuşma yapan arkadaşın konuşma metnine dahi müdahale ettiniz.Elinizden gelse arkadaşın konuşmasını dahi yaptırmayacaktınız.Bursa yol-iş şubesi üstü çıplak yürüyüşe başladığı bursa dan Ankara ya geldiğinde sizin zorunuzla giyindirildi.Siz eylemin medyatik olmasını engellediniz.Sizin bu ikiyüzlü yaklaşımınızı gören medya bile sizlere sırt dönmedimi?

6- Avrupa insan hakları mahkemesine dava açma hakkımızı GASP ETTİNİZ.Çünkü kadro davamız bittikten ve yargıtay onayı alındıktan sonraki 6 ay içerisinde avrupa insan hakları mahkemesine direk başvurma hakkımız vardı.(13-haziran 2013 öncesi sonuçlanan davalarda anayasa mahkemesine başvurma zorunluluğu aranmıyor) Şimdi ise avrupa insan hakları mahkemesine hukukçularınız yanılırda başvuruda bulunursa bilin ki usul yönünden red edilecek dava açmış olacaksınız.Yapmanız gereken hemen Anayasa mahkemesinde dava açarak yargı kararlarının uygulanmasını  istemek olmalıydı.Ancak siz bugüne kadar bunu da yapmadınız.


    Biliyoruz yeniden seçilmek için türlü türlü numaralarınız, oyunlarınız, kararlarınız olacak.Böyle davranmaya devam ederseniz karayollarının köküne kibrit suyu döken sendikacılar olarak tarihe geçeceksiniz.Ezen ve ezilenler mücadelesinde sonunda kazanan mutlaka bizler olacağız.Çünkü biz biliyoruz ki EMEK EN YÜCE DEĞERDİR.

    GÜÇLÜ OLANLAR DEĞİL HAKLI OLANLAR KAZANIR.





“Hakları kazanmanın yolu direniş!”

DİSK Devrimci Yapı İşçileri Sendikası örgütlenme uzmanı Haydar Baran’la Kayseri bölgesindeki yapı işçilerinin sorunlarını, çözümlerini ve Devrimci Yapı işçileri Sendikası’nın hedeflerini konuştuk...

- Devrimci Yapı İşçileri Sendikası örgütlenme uzmanı olarak atandınız. Genel olarak Kayseri bölgesinin durumundan bahseder misiniz?

- Kayseri’de 50, Nevşehir’de 3, Kırşehir’de 4, Niğde’de 3 büyük inşaat firması var. Bunun dışında taşeron firmaların sayısı tam olarak bilinmiyor. Çok yoğun bir sömürüyle karşı karşıya inşaat işçileri… Güvencesiz çalışma inşaat işçilerinin en önemli sorunu… Son yıllarında sigortalı işçi sayısında artış olmasına rağmen halen inşaat işçilerinin yüzde 60’ı sigortasız çalışıyor. Dahası Kayseri ve çevresindeki illerde inşaatlarda işçiler yevmiye usulü çalışmak zorunda bırakılıyor.

Taşeronluk sistemi işçilerin birlikte davranmasını engelliyor. Çoğu zaman inşaat işçileri, taşeronla akraba olma, hemşeri olma vb. nedenlerle kölelik koşullarında çalışmaya rıza göstermek zorunda kalıyorlar.

İnşaat işçilerinin çalışma süreleri oldukça uzun… İnşaat işçileri için iş günü sabah saat 06.00’da başlıyor. Zira sabahın köründe yollara düşmeden işe yetişmeleri mümkün olmuyor. Patronların önemli bir kısmının kitabında servis yazmıyor. İnşaat işçileri ortalama 10 saat çalışmalarına rağmen mesai alamıyorlar. Çoğu inşaat işçisi yevmiye usulü çalıştığı için, hastalandığı zaman işe gitmediği günlerde ödeme yapılmıyor. Kışın inşaat işçilerinin sigortası yatırılmıyor, herhangi bir ücret de alamıyorlar.

İnşaat işçileri aynı zamanda büyük sağlık sorunlarıyla cebelleşiyorlar. Uzun süre inşaat işçiliği yapan inşaat işçilerinin önemli bir kısmında bel fıtığı rahatsızlığı bulunuyor. Bel fıtığı ameliyatı olan işçileri bile patronlar ağır koşullarda çalıştırmaya devam ediyorlar. İnşaat işçileri için yemekhane, temiz tuvalet, dinlenme yerleri lüks bir hayalden ibarettir.

Kayseri’de hazır beton üreten onlarca firma var. Bu işyerlerinde en az 60-70 işçi çalışıyor. Son yıllarda sigortalı işçi çalıştırmada bir artış var. Ancak hala büyük inşaat firmalarında bile sigortasız işçi çalıştırılıyor. Özellikle ilkbahar ve yazın yoğun beton üretiminin yapıldığı bu işyerlerinde günlük ortalama çalışma süresi 11 saati buluyor. İşçiler cumartesi ve pazar günleri de çalıştırılıyor. Bazen haftalık çalışma süresi 70 saati aşıyor. Buna rağmen işçilerin mesai ücretleri ya ödenmiyor ya da budanarak ödeniyor.

En güzel evleri, daireleri inşaat işçileri yaparlar. Buna rağmen emek verdikleri, alınteri döktükleri dairelerden birine sahip olmak inşaat işçileri için bir hayaldir. Bir inşaat işçisi onlarca yıl çalışmasına rağmen kirasını zar-zor ödeme, zar-zor karnını doyurma vb. dertlerden bir türlü kurtulamaz.

 

- Son dönemde Karayolu işçileri hareketleniyorlar. Buna rağmen Yol-İş bürokratları kıllarını kıpırdatmıyorlar. Kayseri bölgesinde de bu nedenle işçilerin öfkesi büyüyor, tepkisi artıyor. İşçi sınıfının mücadele dinamikleri de gelişiyor…

- Karayollarında çalışan kamu işçileri de önemli sorunlar yaşıyorlar. Taşeronluk köleliği ile 9 bin karayolu işçisi boğuşuyor. Taşeron işçilerinin Karayolları Genel Müdürlüğü işçileri olduğuna dair onlarca mahkeme kararı olmasına rağmen taşeron işçilerinin kadro sorunu hala sürüyor. Eşit iş yapmalarına rağmen karayolu işçileri eşit ücret alamıyorlar. Tüm bunlar olup biterken Yol-İş bürokratları üyeleriyle ilgili ciddi girişimlerde bulunmuyor.

Yol-İş sürekli olarak üye kaybediyor. 1995 yılında Yol-İş’in üye sayısı 150 bine yakındı. Şimdi üye sayısı 35 binlere gerilemiş bulunuyor. Bu rakamın içinde 9 bin taşeron işçisi de bulunuyor. 150 bin nere, 35 bin nere…

Yol-İş ağalarının değişmeyen geleneklerinden biri de sayıları yaklaşık 1,5 milyona dayanmış olan inşaat işçileri ile ilgili kör-sağır halleridir. Örneğin Kayseri bölgesinde sadece genel kurul süreçlerinde büyük inşaat firmalarına uğramışlar. Orda bulunan inşaat işçilerini üye yaparak sevindirmişler. Kendi elleriyle seçtikleri delegelere oy kullandırmışlar. Seçimi kazandıktan sonra inşaat işçilerinin kapısına bir daha uğramamışlar. Zira sendika ağaları tıpkı karayollarında olduğu gibi işverenleri üzmeden sendikacılık yapmayı varlık nedenleri olarak görüyorlar.

Devrimci Yapı-İş Sendikası olarak DİSK’i DİSK yapan grev, direnişlerinden çok şey öğrenilebileceğini düşünüyoruz. Grev yasağına rağmen Kavel’de grev yapan irade, bu şanlı grevi Türk-İş bürokrasisinin engellemelerine rağmen yapmıştır. Kavel’de işçilerin kararlı grevi, grev hakkının sökülüp alınmasını sağlamıştır. Dönemin Çalışma Bakanı Ecevit ikramiyeler için mahkeme kapılarını çözüm yolu olarak gösterirken işçiler grev direnişinin yolunu seçtiler.

Ne garip bir tesadüf ki bugün de Yol-İş yöneticileri mahkeme kapılarını çözüm yolu olarak gösteriyorlar. Onca lehte karara rağmen 9 bin taşeron işçisinin karayolu işçisi olduğunu gösteren mahkeme kararı var. Ama AKP iktidarı kılını bile kıpırdatmıyor. Karayollarında taşeron işçilerin kölelik koşullarında çalıştırılması çarpıklığı hala devam ediyor. Çözümün yolunu Kavel, Paşabahçe, Zonguldak kömür işçileri ve bugün de Greif direnişini yaratan Greif işçileri gösteriyor.

Greif işçileri yasallık tuzağına düşmeden güçlerini meşru-fiili mücadeleden alarak bir fabrika işgal eylemi gerçekleştirdiler. Hala süren işgal eylemi işçilerin tabandan ördükleri birliğin gücünü göstermesi açısından çarpıcıdır. Genelde Türkiye işçi sınıfı özelde yapı işçileri bu tür eylem ve direnişleri örerek, sendikal örgütlenmenin önündeki tüm engelleri ve sermayenin saldırılarını boşa çıkarabilirler.

 

- Son olarak ne söylemek istersiniz?

İşçi sınıfının söz, yetki, karar sahibi olduğu, işçilerin tabanda örgütlülüğünü büyütmeyi amaçlayan bir yaklaşımı esas alarak yürüyüşümüzü hızlandıracağız. Kayseri bölgesinde mücadeleci sendikacılık anlayışı ile DİSK’i ve Devrimci Yapı İş Sendikası’nı güçlendireceğiz.


YILDIRIM KOÇ/ Sıradan bir işçi nasıl davranır?

İnsanlar, doğal olarak, rahatlarına düşkündür. Normal bir insan, başını derde sokmadan rahat ve huzur içinde yaşamayı tercih eder. Böyle davrandığı için de onu kınayamazsınız.

Başını gönüllü olarak belaya sokanların bir bölümü, bunu öbür dünyaya yatırım için yapar. Bu dünyada özveride bulunur; ancak bunun karşılığında öbür dünyada sonsuza kadar sürecek bir huzura kavuşacağına inanır.

Dünyayı değiştirmek için bir karşılık beklemeden maddi/manevi özveride bulunanlar azınlıktadır. Onlar da kendi vicdanları ve beyinlerine karşı borçludurlar. Baskıya, zulme, sömürüye boyun eğmenin insanlıkla bağdaşmadığını düşünürler. Bağımsız ve demokratik bir Türkiye, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya için çaba gösterirler.

Sıradan bir işçi ne zaman harekete geçer?

Sorun, bu dünyada rahat ve huzur peşinde olan büyük çoğunluğun ne zaman harekete geçeceğidir.

Nüfusumuzun artık üçte ikisi ücretlilerden (en geniş tanımıyla işçi sınıfından) oluştuğuna göre, sıradan bir işçinin nasıl davrandığını anlamazsanız, daha iyi bir dünyayı kurma mücadelesinde başarılı olamayız.

Sıradan bir işçi, gerçek ücreti (satınalma gücü) arttığı, yaşam standardı yükseldiği, işsizlik korkusu yaşamadığı sürece, sınıf kimliğini geri plana iter. Emperyalist ülkelerde bu durumdaki işçiler arasında politika konuşma eğilimi bile iyice zayıflar. Türkiye’de insanlar, sınıf kimlikleri veya aidiyetleri dışındaki kimlikleriyle de sorunlar yaşandığından, sınıf kimliği geride kalırsa, diğer kimlikler ve onlara dayalı sorunlar ön plana çıkar.

Sıradan bir işçi son derece uyanıktır; çıkarını iyi bilir. Sınıf hareketiyle somut bağı olmayan bazı kişiler, insanlarımızın uyanıklığı konusunda yanlış izlenimler edinebilir. İşçimiz uyanıktır ve kolaycıdır; uzun vadeli ve köklü çözümler yerine, günü kurtarma eğilimi ön plandadır. Her insan gibi, sorunları en kestirme ve düşük maliyetli yol ve yöntemlerle aşmaya çalışır.

Sıradan bir işçi bencildir. Anadolu’nun bir imece, dayanışma, komşuluk hatırı geleneği vardır. Ancak bu gelenekler ekonomik ilişkilere bağlıydı. Köyde ayakta kalacaksanız, bazı işleri imeceyle, dayanışma içinde yapmak zorundaydınız. Komşuluk hatırı ve ilişkileri olmadan bir köyde ve yapısı çok fazla değişmeyen bir mahallede ayakta kalabilmek olanaksızdı. Günümüzde bu önkoşullar değişti. İmece de kalmadı, dayanışma da. İnsanlar kapitalist ilişkilerle bencilleşti, bireycileşti. Bu süreç da son derece normal. Bu nedenle, hayatın mücadeleye ve dayanışmaya zorlamadığı sıradan bir işçiden, kapitalizm öncesi ilişkilerin ürünü olan imeceyi, dayanışmayı, komşuluk hatırını bekleyemezsiniz.

Dayanışma yeniden nasıl gelişecek?

Peki, sıradan bir işçi hep böyle mi kalacak? Bu toplum, imeceyi, dayanışmayı, komşu hatırını bir daha yaşayamayacak mı?

Yaşayacak; çünkü içinde geçeceğimiz süreç, sıradan bir işçinin dayanışmasız ayakta kalmasına olanak tanımayacak. Kapitalizm öncesi dönemin iktisadi ilişkileri nasıl imeceyi, dayanışmayı zorla geliştirmişse, günümüzün koşulları da bunları geliştirecek.

Nasıl mı?

Birileri bunları onlara öğrettiği veya öğreteceği için değil. Tabii ki, örnekler önemli olacak. Bir siyasi partinin içinde yaratılan ve yaşanan yoldaşlık, kardeşlik, dostluk, dayanışma ilişkileri, kapitalizmin bencilliğine batmış sıradan işçiler için güzel bir örnek olacak.

Ancak insan, bu güzel örnek nedeniyle tavırlarını değiştirmeyecek.

Hayat zorladığında değiştirecek.

Kapitalizm sadece araba, ev, cep telefonu, yeni televizyon, güzel mobilyalar, otomatik çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, güzel bir buzdolabı, derin dondurucu, güzel elbiseler değildir.

Ekonomik krizler ve savaşlar, kapitalizmin bencilleştirdiği işçilere, ayakta kalabilmek için birlikte mücadele etmekten başka çare bırakmaz.

Şimdi öyle bir döneme giriyoruz. Sıradan işçilerimiz, hayatın zorlamasıyla, kapitalizmin bozduğu rahatlarına yeniden ve farklı biçimde kavuşabilmek için, yoldaşlığı, dayanışmayı, kardeşliği, birlik

bütünlük için mücadele etmeyi öğrenecekler; başka çareleri kalmadığından.

Cengiz topel DİKBAŞ/ Liman-İş sendikasını kutluyorum.

    Geçen hafta sonu Yazar,Akademisyen Yıldırım KOÇ hocam aradı. Liman-iş sendikasının temsilci eğitimleri için Antalya Falez otel de olduğunu zamanım olursa görüşmek istediğini söylediğince yapacağım görüşmede neler sormalıyımın telaşına düştüm.Kendisi ile bugüne kadar değişik zamanlarda toplamda üç saati geçmeyen görüşmelerim olmuş ve hepsinde de şunu niye sormadım,şunu nasıl unuttum un pişmanlığını duymuşdum.Esasen yapmam gerekenin yazılı olarak bir hazırlık yapmam gerektiğini düşünmeme rağmen tembellik ettim ve aklıma güvenerek hocamın ziyaretine gittim.Akıl akıldan üstündür bunu şimdi daha iyi anlıyorum.

    Yıldırım Hocayı ben daha iyi tanımaya onu agılamaya çalışıyorum.Sanırım o da beni tanımak,değerlendirmek istiyor.Konuşmalarımızın büyük bir bölümü bunun üzerine kuruldu.Yemek saatine gelen görüşmemizde hocam yemek yerken bende kendimle ile ilgili olanları yol-iş ile ilgili düşüncelerimi,yerelde yapmaya çalıştıklarımızı dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.Yemek sonrasında kahve içerek sürdürdüğümüz sohbet hocamın yanına gelen sendikacı dostlarınca kesildi ve konuşmamız yarım kaldı.Benim açımdan dostlarının yanına gelerek hocayla yaptıkları sohbet çok hoş geçse de esasen konuşamadıklarımızı düşündükçe kedere dönüştü.Yıldırım Hoca iki saatlik sohbetimizin sonunda eğitim çalışmasının başlaması nedeniyle toplantıya geri dönmek zorunda kaldı.Ben akşama kadar da hocanın toplantısının bitmesini bekleyebilirdim ancak hoca akşam saatlerinde uçakla dönmek zorunda olduğunu söyleyince veda ederek ayrıldım.İçimdeki haberci çok üzgündü.Karayolları işçileri için yayınladığım siteye bir fotograf dahi çekmemiş daha önceden düşündüğüm soruların tamamını soramamıştım.Hocanın derinliğini ona soru sorarak anlamanın mümkün olduğunu düşünüyorum.Çünkü aynı eğitim ve kültür seviyesinde olmamızın açığını ancak soruların bir kısmıyla azaltabilirim diye düşünüyorum.

   Neyse esas konumuza dönelim.Liman-iş sendikası ve yönetimini kutluyorum.Neden mi? Beleş eğitim nasıl yapılır ı düşündükleri için.
 
    Sendikalar beleş eğitimi nasıl yaparlar? Çok basit.İşveren tarafından disiplin cezası verilen işçilerden kesilen(Yevmiye cezaları) ücretleri çalışma bakanlığınca bir hesap da toplanıyor.Bu hesapta toplanan parayı eğitim amacı ile kullanmak mümkünmüş.Liman -iş sendikası daha önce konfederasyonlarca eğitim çalışmasının bu hesaptan yapıldığını ancak ilgili yönetmelik gereğince direk olarak sendikalarca da bu hesabın kullanılabileceğini bilerek çalışma bakanlığına başvurmuş.Çalışma bakanlığı da liman-iş sendikasına eğitim yapması için bu hesaptan para aktarmış.Geçen hafta sonu Antalya merkezdeki beş yıldızlı bir otelde liman-iş sendikası üyeleri bu bedava  eğitimi aldılar.

    Sanırım bu aklı liman-iş sendikasına veren de Yıldırım hoca.Yol-iş sendikasının eğitim daire başkanlığı da bu uyanıklığı öğrensin diye bunu paylaşma gereği duydum. Eğitim yol-iş in en son düşüneceği konuların başında geliyor.Çünkü yol-iş yönetimi otel yaptırmak,arsa almak,misafirhaneleri otel e dönüştürmek derdine düşmüş durumda.Ülkenin yöneticileri nasıl rant kazanırız diye düşününce onlara yandaşlık eden sendikacılarında aynı telaş içinde olmalarınada şaşırmamak gerekiyor.

    Taşeron işçiler eğitimsiz,kadrolu işçiler eğitimsiz  yeterli dayanışmayı fedakarlığı göstermiyor diyen sendikacılar sözüm size, yol-iş eğitim dairesi siz anlayın !


    Bedava sirke baldan tatlıdır,bedava eğitim....?